|
SEYYİD NUR-U DERVİŞ CEMÂL SULTAN OCAĞI:
Seyyid Cemâl Sultan hakkında kaleme aldığım bu satırları yazmama neden olan daha doÄŸrusu bu seyyidi yazmaya zorlayan rahmetli sayın İsmail Onarlı’nın daha önceden kaleme aldığı bir makalesi
hakkında görüş bildirmemi istemesi, diğer yandan seyyid Cemâl Sultan ve Ocağı hakkında bir çok hatayla dolu masalımsı makale ve yazılara değişik
internet sayfalarında ve kitaplarda rastlamamız nedeniyle onlara biraz kapı aralamak veya arkasında ki sis perdesini kaldıracak derecede daha gerçekçi yazılar yazmak gerektiğini düşünerek bu
kararı almamda etken olduÄŸunu burada belirtmek istiyorum. Çünkü bize düşen asıl görev inancımızı ve tarihimizi çocuklarımıza doÄŸru anlatmaktır. Bu makaleyi Alevi Yolu’na kalemiyle
büyük hizmetler vermiÅŸ ve yine bıkmadan usanmadan hasta yatağında bile araÅŸtırmaya, yazmaya devam eden rahmetli sayın İsmail Onarlı’ya adıyorum.
Aleviliğin kadim ocaklarından Derviş Cemâl Ocağı Pir ocağıdır. Bir Alevi ocağını ele alırken veya hakkında araştırma yaparken yeterli, sağlıklı bilgiye sahip olmak gerekir ki bu ocaklar
hakkında en doğru bilgi ve doküman yine bu ocak evladlarının elinde olduğu bilinmektedir ve olması en doğal durumdur. Ocaklar hakkında bir çok araştırma ve makale yazılıyor,çiziliyor. Derviş Cemâl
Ocağı hakkında yapılan yorumlarda büyük hatalarla karşılaştığımı söylemekte yarar görüyorum ve araştırmacılarımız neyazık ki onların bir o kadar faydalı makale ve kitap yayınlamalarının
yanında bir çok hatayıda beraberinde getirerek Alevi Yolu ve Erkânı hakkında yanlış bilgiler verebildiklerini gözlemlemekteyim. Bununla birlikte bilgi kirlenmesinin yanında bir takım ajan, çift
karakterli, siyasi ve materyalist kariyerciler inancımızı farklı mecralara ve Ali’mizden, Muhammed’imizden Hûnkâr’ımızdan, Şâh Hatayi’mizden hatta daha da ukalâ asi tavırlarla
bizleri yüce yaratanımız Allah’ımızdan, Hüda’mızdan, Hakk’u Teâlâ’mızdan uzaklaÅŸtırıp Alevilik hakkında deÄŸiÅŸik senaryolar üretip farklı kılıflar biçerek
inancımız evladlarımıza yanlış aktarılmaktadır. Bizlere düşende bu düşüncelere karşı yolumuzu savunmak hemde yapılan yanlışları düzeltmek için çaba sarf etmektir. Diğer yandan
980’lerin sonunda yetiÅŸen Alevi Yolunu kendi atalarının geleneÄŸinin dışında kitablardan aldıkları bilgilerle tâliplere yön vermeye çalışan Türkiye’de ve Avrupa’da yaÅŸayan 50 yaÅŸ
altı dedelerde yetersiz ve yanlış aldıkları teolojik bilgi ile kemâliyetten uzak toplumumuz için bir sorun arzettikleri bir gerçektir.
Kimi yazarların anlattıkları gibi veya yanlış aksettirildiği gibi Derviş Cemâl Ocağı rehber ocağı değildir. Bunun nereden çıktığı kimler tarafından anlatıldığı ve üretildiği hakkında
bilgiye sahip deÄŸilim, ancak bunun doÄŸru olmadığını size söyleyebilirim. DerviÅŸ Cemâl Ocağı Pir Ocağı’dır ve diÄŸer ocaklara nazaran farklı olarak kendi içinde elele el Hakk’a ÅŸeklinde
birbirlerine el vermiÅŸlerdir. Bütün DerviÅŸ Cemâl Ocağı evladları ve tâlipleri Erzincan Zurun Dergâhı’na baÄŸlıdır. Yani Erzincan Zurun’da ki Dergâh DerviÅŸ Cemâl Ocağı evladları
ve tâlipleri için serçeşmedir. Derviş Cemâl Ocağı tâlipleri Pirlerinin, Mürşidlerinin oturdukları mekânları aynı zamanda birer dergâh olarak kabul ederler ve tarihten günümüze bu hizmetini
yapagelmiÅŸlerdir. DerviÅŸ Cemâl tâlipleri Türkiye’nin her yanında vardır. Sivas’tan Varto’ya Dersim’den Karadenize kadar yığınsal oranda tâlip vardır. Nitekim DerviÅŸ Cemâl
Pirleri ve Rehberleri her yıl kilometrelerce yol alıp tâlipleri gezerler.
Alevilikte Dedelik ve Ocak geleneÄŸi :
“Ocak nedir” diye bu seyyide sorarsanız derim ki “Seyyid-i Saadet Evlad-ı Resul olan rehberlerin, pirlerin ve mürÅŸidlerin baÄŸlı olduÄŸu kurumlardır” derim. Evlad-ı Resul demek ahir
zaman peygamberi ceddimiz Muhammed Mustafa’nın dolayısıyla hz İmam Âli ve Fatima’da gelen soya/nesile verilen addır. Seyyidlerin pâdiÅŸahı
ve efendisi Muhammed Mustafa’dır.
Alevi inancında genel bir din adamı yoktur. Diğer inançların aksine öğretmen öğrenci ilişkisi vardır. Günümüzde inanç önderleri için en çok kullanılan terim dededir. Bütün Alevi
toplumu tarafından kabul görülsede bu seyyidin düşüncesine göre dede terimine karşı olmama rağmen bir takım yanlışlıkları da beraberinde getireceğini, erenlerin hangi direği temsil etttikleri
konusunda eğri durumlar arz edeceğinden doğru bulmadığımı söylemek isterim. Dededir ancak rehbermidir, pirmidir veya mürşidmidir. Dede olabilmenin şartlarından biri seyyid olmak yani Evlad-ı Resul olmak
gerekir. Buda yetmiyor tâlip sahibi olmak gerekir. Eğer tâlip sahibi değilseniz nekadar kendinize seyyidim derseniz deyin dede olamazsınız.
SEYYİD NUR-U DERVİŞ CEMÂL VE HÜNKÂR HACE BEKTAŞ VELİ :
Hünkâr Hace BektaÅŸ Veli öncelikle Hace Ahmed Yesevi’nin talebesi Lokman Perende’nin yanında yetiÅŸtikten sonra nasip alarak Anadolu’ya gelip bir çok yeri gezdikten sonra ÅŸimdiki ismi
HacebektaÅŸ olan Suluca Karahöyük’e gelerek yerleÅŸir ve Hûnkâr Karahöyük’e gelip toplam ömrünün 36 yılını burada geçirdiÄŸi vilâyet-nâmede geçmektedir. Engin bilgisi ve kerâmetiyle bir
derya olan Hünkâr Hace BektaÅŸ Veli ünü bütün Anadolu’ya, erenlere, derviÅŸlere yayılır. Anadolu’da nam salan Hünkâr’ın ziyaretine gelen gideni çok olur. İşte yine Horasan elinden
gelen hz Âli’nin kızı Zeynep Ana’dan doÄŸma Muhammed Åžembeki’nin 10.uncu torunu seyyyid Nur-u Cemâleddin Sultan ve daha sonra seyyid Nur-u Cemâl Sultan diye anılan erenler Suluca
Karahöyük’e gelerek bir dönem Dergâh’ta 1.inci halife olarak hizmette bulunur. Seyyid Cemâl Sultan veya atası ile tâ Horasan elinde tanışmışlıkları veya akraba oldukları da kimi
rivayetlere göre söylenir. Hace Bektaş Veli ile akrabalıkllarının olup olmadığı veya ne derecede birbirlerine kan bağı bakımından yakın oldukları hakkında elimizde bir kanıt bulunmadığından bu
konuda bir ÅŸeyler söylemek oldukça güç. Ancak vilâyet-nâmeden yola çıkarak Seyyid Cemâl Sultan Hûnkâr’ın yanında geçirdiÄŸi dönem yaşı 20 ile 25 veya en fazla 30 yaÅŸlarında olduÄŸunu tahmin
ediyorum. Hûnkâr ise Karahöyük’e geldiÄŸinde ortalama 40 ile 45 yaÅŸlarında olması gerekmektedir.
Seyyid Cemâl Sultan Karahöyük’e gelmeden önce gezgin bir derviÅŸdir. Diyar diyar gezer gönüllerde ki çeraÄŸları uyarırdı. Nitekim Dergâh’ta kaldığı dönemde bile uzun yolculuklara
çıkardı. Dergâh’ta kalıp eÄŸitim alan bir çok ulu pir ve derviÅŸlerde diyar diyar gezerlerdi. Bir çoÄŸu genç ve hala izdivaç etmemiÅŸlerdi. Nitekim Seyyid Cemâl’da henüz bekârdır.
Hûnkâr Hace BektaÅŸ Veli diyarı Horasan’dan Anadolu’ya gelirken 366 halifesi vardı. Bu halifelerin hepsi yüksek düzeyde eÄŸitim görerek ermiÅŸler katarına erdikleri yine vilâyet-nâmede
geçmektedir. Herbirisi kerâmet sahibiydi. Yine herbirisi o dönemin piri, filozofu ve yol göstericisiydi. Hûnkâr Hace BektaÅŸ Veli’yi büyüten ve ölümsüzleÅŸtiren onların gösterdikleri
kerâmetleri engin bilgileri ile donatılmalarını burada vurgulamak istiyorum. Gittikleri yerlerde yaptıkları muhabbetlerde erenlere sorulunca sizin Hocanız/büyüğünüz kimdir denince onlarda hep Hûnkârı
zikretmeleri O’nun ününe ün katmıştır. Hûnkar’ın 366 ereni dört kapının ilmini alarak menzile ermiÅŸleri yahud halifelerinden 1.inci piÅŸivası Seyyid Cemâl Sultan’dı. Her raz ve
her cihad ile hz Pir’in rast ve yarıydı. 2.incisi Kolu Hacım Sultan Baba’dır ve Hûnkâr Hace BektaÅŸ Veli’nin amcazadeleriydi. 3.üncüsü Sarı İsmail’dir. 4.üncüsü Rasul Baba idi.
Asıl ismi Seyyid Cemâleddin olan Seyyid Cemâl Sultan’ı Hûnkâr diÄŸer erenlerden daha fazla severdi. Onu pek ağırlardı. Bu yüzden bütün erenler Seyyid Cemâl Sultan’ı büyük bilirlerdi. Zaten
Hûnkâr Hace BektaÅŸ Veli’de böyle arzulardı. Nice defalar eliyle sırtını sıvazlayarak Cemâl’imdir, Cemâl’imdir, Cemâl’imdir, Cemâl’im demiÅŸtir. Hûnkâr Hace BektaÅŸ
Veli’de Seyyid Cemâl Sultan’ı bütün erenlerin üst yanında oturturdu.
Abdulbâki Gölpınarlı’nın vilâyet-nâmede ki kitabında şöyle geçer;
Hünkâr’ın en ulu halifesi ve ereni Seyyid Cemâl Sultan’dır. Hünkâr’ın sırrını erenlerden daha iyi bilen kimse yoktu. Nice defalar Hünkâr erenlerin sırtını sıvazlayarak Cemâlimdir
demiÅŸtir. Seyyid Cemâl Sultan’ı diÄŸer erenlerin ve halifelerin üst yanında oturturdu. Ondan sonra Koluaçık Hacım Sultan uluydu. Seyyid Cemâl
Sultan’ın aÅŸağısında otururdu. Hünkâr batın kılıcını ona vermiÅŸti. Ondan sonra ulu halifesi Sarı İsmail erenlerdi. Hünkâr’ın ibriktarıydı ve sırrına mahremdi. Ondan sonra Rasûl
Baba gelirdi. Hünkâr’ın ferraşıydı.
Seyyid Cemâl Sultan bir gün Hûnkâr Hace BektaÅŸ Veli’nin yanında otururken acaba erenler bize ne zaman bir yurt gösterirde, bizde orada dem/yom oynatalım fikrine düşer. Hünkâr Hace BektaÅŸ
Veli’ye bu düşünce ayan olur ve Seyyid Cemâl Sultan’a Cemâl’im; bizi darı bekâya gönder sonra bir merkep al ve revan ol. O merkebi nerede kurt yer ise orası sana yurt olsun.
Oraya varır, orda demini/yomunu oynatırsın. Senden bir oğlumuz gele, Akdenize yol eyleye der.
Hace BektaÅŸ Veli’nin Hakk’a yürümesinden sonra Seyyid Cemâl Sultan erenlerin sözüne uyup bir merkeb satın alır ve dergâhta ki erenler ve derviÅŸler ile helâllaşıp merkebiyle
birlikte bilinmeze doÄŸru uzun bir yolculuÄŸa çıkar. Vara vara AltuntaÅŸ’a varır. Burası O dönemlerde Balıkesir vilayeti/bölgesi sınırları içine düşüyordu. AltuntaÅŸ’a vardığında
görür ki renga renk çiçeklerle bezenmiÅŸ sulu, çimenlik, öylesine güzel bir yer ki insan diliyle tarifi zor olsa gerek. Burası Seyyid Cemâl Sultan’ın pek hoÅŸuna gider. Merkebini de
çayıra salar ve erenlerin kendiside bir aÄŸacın gölgesinde uykuya dalar. Hayli bir zaman sonra bir hengâme bir gürültü seyyid Cemâl’ın tatlı uykusunu böler. SaÄŸa bakar sola bakar bir ÅŸey
göremez. Sesin geldiği tarafa doğru hızlı adımlarla ilerler. Bir tepenin arkasına vardığında merkebinin vahşi bir kurt tarafından parçalandığını görür. Hay huy ederek kurtu kovalamaya
başlar ama nafile merkeb artık can vermiştir. Şok halinde kafasını toparlamaya çalışırken erenlerin sözü aklına gelir, çünkü merkebi kurt parçalamıştı. Seyyid Cemâl Sultan orayı kendisine yurt
edindi. Oranın halkı kendisine çok saygılı davrandı. Nice kerametler gösterdi.
İşte bu nedenledir ki hala Derviş Cemâl evladları ve tâlipleri ;
‘Yâ DerviÅŸ Cemal’in Kurdu / Yâ verge DerveÅŸ Cemâl’ diye dua ederler !
Seyyid Nur-u DerviÅŸ Cemâl Sultan’ın gösterdiÄŸi kerâmet :
Seyyid Nur-u Derviş Cemâl Sultan Balıkesir elinde kalmak için karar verdikten sonra bir ağanın yanında karın tokluğuna çobanlık yapar. Geçici olarakta bir dul kadının evinde de misafir kalır.
İki çocuklu dul kadın evine misafir ettiği dervişin ulu bir zat olduğunu anlar hizmetinde kusur etmez.
Seyyid Nur-u DerviÅŸ Cemâl Sultan’ın bir dul hatunun evinde kalmasını köylüler iyi karşılamaz ve yanında çobanlık yaptığı aÄŸaya ÅŸikâyette bulunurlar. AÄŸa köylülerinde hazır bulunduÄŸu bir
zamanda Cemâl Sultan’ı konağına çağırır ve derki Cemâlım biz seni iyi bir insan bildik ve sana güvendik, lâkin köylüler senden ÅŸikâyetçi. İki çocuklu bir hatunun evinde kalıyormuÅŸsun. Bunu
nasıl yaparsın.
Seyyit Cemâl Sultan; ben seyyidim ve Evlad-ı Resulüm. Benim o hatun hakkında hiç bir kötü fikrim olmaz ve zararımda dokunmaz. Sizin yanınızda çalıştığım kazancımıda o iki yetimin hakkı için
annelerine vererek eve yardımda bulunuyorum.
Bunun üzerine odanın içinde köylülerin homurtuları tâ dışarıda merakla kulaklarını konuşmaları dinleyen kadınlara rahatlıkla ulaşıyordu.
Nasıl olur bir dul kadın ve bekâr bir adam aynı evin içinde.
Ağanın tok sesiyle yine odada kopan gürültünün yerini sessizliğe bıraktı.
Cemâlım ateş ile barut birarada olur mu. Sana nasıl inanalım.
Bu arada köylüler yine aralarında konuşmaya başlarlar.
Görülmüş bir şeymi bir kadın ile bir erkek aynı çatı altında yaşasın ve aralarında bir şey geçmesin.
Seyyid Cemâl Sultan sanki başına gelecekleri önceden ayan olmuş gibi hazırlıklıydı. Sağ cebinden tütün kutusunu çıkarır ve açar. Kutunun içinde bir miktar barut ve onun atında da bir miktar pamuk
koymuştu. Seyyid Cemâl Sultan; Ağa bu barutu ateşe verin. Eğer barut ile beraber pamuk yanarsa and olsun ki bende bu köyden çıkar giderim. Ancak pamuk yanmayıp öylece durursa o zaman ismi pak-i Hak için
bana inanırmısınız. Ey köylüler ismi pak-i Hak için masum olduğuma kanaat getirirmisiniz.
AÄŸa kutuyu eline aldı Cemâl’ım burada hazır olan köylülerin ÅŸahidliÄŸinde and olsun ki sana hiç bir kötülüğümüz dokunmaz ve kutunun içindeki barutu ateÅŸe verir. Kutunun içindeki barut
kıvılcımlar içinde yanarken pamuk öylece duruyordu. Bu kerâmeti gören AÄŸa ve köylüler aman dileyip Seyyid Cemâl Sultan’ın eline sarılıp af dilerler.
SEYYİD NUR-U DERVİŞ CEMÂL ve RASUL BABA :
Seyyid Cemâl Sultan ile Rasûl Baba birbirlerine yakın yerlerde ikâmet ederlerdi. Vilâyetnâmeden aldığımız bilgiye göre Rasûl Baba’nın oturduÄŸu Hisarcık/BeÅŸkarış ve Seyyid Cemâl
Sultan’ın ikamet ettiÄŸi AltuntaÅŸ/Tökelcik yakın mesafededir. Seyyid Cemâl Sultan çok güzel yemek piÅŸirdiÄŸi yine vilâyetnâmede geçmektedir. Rasûl Baba’da sık sık TökelciÄŸe gelip Seyyid
Cemâl Sultan’ın yaptığı leziz yemekleri beraber taam ederlerdi. Rasûl Baba ve Seyyid Cemâl Sultan hakkında geçen bölümler vilâyet-nâmede şöyle aktarılmaktadır; Rasûl Baba artık hayli yaşı
ilerlemiÅŸ ve uzun yolculuklarda zorlanıyordu. Birgün Seyyid Cemâl Sultan Rasûl Baba’yı yemeÄŸe davet etti. Yemek piÅŸirip sofrayı kurar beraberce yemeÄŸe baÅŸlarlar. Rasûl Baba derki; seyyidim
yemeklerin çok lezzetli lâkin artık bacaklarım bu kadar yolu getiremiyor. İhtiyarladım gelip gitmesi zor oluyor der. Seyyid Cemâl Sultan’da erenler eÄŸer sendeki güç bende olsaydı, seni
çağırırdım anda bütün dünyayı baştan başa dolanır, yine erişir gelirdim dedi. Rasûl baba; bu senin himmetindir diye erenler böyle birbirlerini ağırlarlardı.
Derviş Cemâl evladlarından,
Seyyid Davut SEVER
|