|
BÜTÜNLEŞME
Hep arayışındayız. Gerçek manada buluşana kadar da bu arayışımız sürecek.
Mevcut ilişkiler – her anlamda- bizi temsil etmektedir. Mevcut ilişki biçimlerinden birini kendimize örnek alıp bu ilişkinin kalıplarına göre
yaşantımızdaki ilişkilere anlam vermek bize yetersiz, eksik, çelişkili geliyor. Bize uyacak , bize has, bize özgü, bizi tamamlayacak bir ilişki modelinin
arayışındayız. Şimdilik kesin kıstaslar koyacak kadar modelimiz tamamlanmış değildir. Ancak her halükarda var olanlar bize göre değildir.
Biliniyor. Eskiyi parçalamak oldukça zor. Bu paramparça olan eskinin yerine daha güzelini, iyisini, uygununu, gelişmiş olanını koymak daha da
zor. Bütün bu zorluklara rağmen mevcut olanın kokuşmuşluğu ve çirkefi, uygun olanın çekiciliği bizi arayıştan vazgeçirmeyecektir. Ta ki uygun olan oluşturulana dek.
Elbette her yeni eskinin bazı kaynaklarından yararlanmak durumundadır. Bu olağandır. Bu sebeptendir ki eskinin bazı zıt modellerini irdelemek
gerekiyor. Her ne kadar bunlar kendi içinde zıtlıklar taşıyorsa da bize uygun değiller. Bazı boyutların duygu ve düşüncelerimizle örtüşmesi bize uygun oldukları manası taşımıyor. Bize uygun modelin esasını
bütünleşme oluşturuyor.
Birleşmek, bütünleşmek. Bunlar anahtar kavramlar niteliğindedir. Mevcut ilişki biçimlerini bütün hatlarıyla yaşayanlar „bireyin özelliklerini öldürdüğü“gerekçesiyle bütünleşmeye karşı çıkıyorlar. Oysaki karşı
cinsten iki insanın duygu ve düşüncede bütünleşmesi birey farklılığını yok etmediği gibi daha da zenginleştiriyor. Bütünleşme aynı bütünün iki farklı parçası gibi anlaşılmalıdır. Ayrı ama bütüne dahil. İki farklı
insan ancak bir bütün. Mevcut yoz ilişkiler farklılığı korumak adına bireyselliği tercih ediyor. Oysaki bütünleşmek farklılığın yok olması anlamına gelmiyor. Aksine bütünleşmede farklılık daha bir anlam kazanır ve
birey farklılığını doğru manada anlamlandırır.
Bazı kimseler de sorumluluk taşıdığı için bütünleşmeye karşı çıkıyorlar. karşı çıkarlarken de ana argüman olarak „kendi hayatımı yaşayacağım“
gibi saçma bir gerekçenin arkasına saklanıyorlar. Herkes neticede kendi hayatını yaşıyor. Hiç kimse başka bir kimsenin hayatını yaşamıyor. Ancak günlük dilde sıkça kullanılan „kendi hayatımı yaşayacağım“
argümanı temel kültür alt yapısında yoksun veya yozluğu yaşam biçimi olarak seçenler tarafından toplumun geneline dayatılıyor. Yine topluma yozluğu dayatanlar özgürlüğü sorumsuzluk olarak algılıyorlar. Oysaki
özgürlük sorumsuzluk demek değildir. Aksine özgürlükten yoksun kimseler sorumsuz olurlar. sorumsuzuluğun bir yaşam biçimi haline gelmesi, temel değerlerin erozyona uğratılması bütünleşmeyi zorlaştıran
nedenlerdendir. Şunu iddia olarak değil, bir gerçeklik olarak belirtebiliriz ki, bütünleşme –her anlamda- anlamlı bir yaşamın ana unsurlarındandır.
|