|
Evrenin Yapısı
Belirttiklerimizin temelini oluşturan bilgiler genel bilgilerdir. Bu konuda kafaları bulandıracak çeşitli teknik kavramlardan ve detaylardan bahsetmeyi gereksiz görüyoruz. Yine belirttiklerimiz her ne kadar genel
bilgiler ve bizlerin dağarcığında hazır bulunan temel bilgiler olsalar da, bazı kimseler tarafından yanlış anlamlar verilmektedir. Bu tür eleştirilerin samimiyetsizlik ve önyargıdan kaynaklandığı görüşündeyiz.
Bütün bunlardan yola çıkarak Evren hakkında bazı bilgilerin, görüşlerin, düşüncelerin aktarımına başlayalım. Bir çok noktanın başlangıcını yaptığımız gibi burada da sorularla bir başlangıç yapalım. Evren nedir,
sınırsız, sonsuz mudur? Yıldızların düzeni nasıl işliyor? Başka güneş sistemleri var mı? Evrenin herhangi bir noktasında dünya gibi bir yapı var mıdır? Dolayısıyla evrende yaşayanlar var mıdır? Evren nedir, nasıl
oluştu? Niçin oluştu? Soruları yığınla çeşitlendirip devam edebiliriz. Ama bu sorulan soruların cevaplanması bile oldukça güç. Tarih boyunca ve günümüzde bir çok kimse bunları sorup çeşitli cevaplar vermekte. Fakat
verilen cevaplar yığınla soruyu da beraberinde getirdikleri için, varolan çözümsüzlüğe bir düğüm daha atmış oluyorlar. Herkesin olmasa dahi genelin üzerinde hemfikir olacağı bir kanıt, düşünce, tez ne yazık ki yok.
Bizler de bütün bunlardan yola çıkarak, temel görüşlerimiz doğrultusunda bir neticeye varabiliriz. Bütün bu varışlar, Allah’ın varlığına ve tekliğine varıştır. Mesela geceleyin açık bir havada başımızı göğe
kaldırıp baktığımızda yüzlerce yıldız görürüz. Aynı göğe, gelişmiş bir teleskop ile bakıldığında milyarlarca yıldız görülmektedir. İlginç değil mi? Milyarlarca yıldız, koca bir evren. Peki biz insanlar bu evrenin
neresinde duruyoruz? Ve durduğumuz yer ne kadar büyüklükte?
Güneş dünyadan bir (1) milyon kat daha (hatta daha fazla) büyüktür (güneşin çapı dünyanınkinden 109 kat daha büyüktür hatta hacmi ise dünyanınkinin 1.300.000 katıdır). Güneş ışığı saniyede üçyüzbin (300.000) km yol
alır. Dünyaya sekiz (8) dakikada ulaşır. Güneşin içindeki sıcaklık yirmi (20) milyon, yüzeyindeki ise altıbin (6.000) derecedir. Güneş sistemi saniyede yirmi (20) km hızla Herkül burcundaki Vega yıldızına doğru
hareket ediyor. Farkında değiliz ama günde iki (2) milyon km yol alıyoruz. Ayrıca güneş her saniye sistemiyle birlikte ikiyüzelli (250) km hızla galaksi merkezi etrafında dönüyor.
Güneş sistemiyle maddenin en küçük parçası olarak nitelendirilen atom arasında ilginç benzerlikler bulunmakta. Atomun bir çekirdeği ve etrafında dönen elektronlar vardır. Güneş sisteminin de etrafında gezegenler
bulunuyor. Güneş, sisteminin % 99’u kadar büyüklükte, çekirdek de elektronlarına göre öyle. Çekirdek, elektronları kendine çekmekte. Güneş de gezegenlerini çekim gücüyle kendine çekiyor. Elektronların
yörüngeleri ve hızları var. çekirdekle elektronlar arasında da büyük boşluklar bulunuyor. Gezegenlerin de yörüngeleri, hızları ve güneşle gezegenler arasında büyük bir boşluk mevcut. Buradaki maksadımız, bütün
bunları aktarırken aradaki ilginç benzerliklere dikkat çekmektir. Yani aslında güneş makro anlamda bir atom oluyor. Atom da mikro anlamda bir güneş. Güneş, gözle görülmeyecek şekilde küçülse atom benzeri olacak,
atom da büyütülse güneş gibi olacak.
İlginç ve mucize olarak değerlendirdiğimiz evrenin yapısıyla ilgili bazı bilgileri aktarmaya devam edelim.
Dünyaya en yakın yıldız olarak bilinen Alfa Centuare’nin ışığı dörtbuçuk (4,5) yılda dünyaya ulaşmaktadır. Daha ileride yer alan Sirius yıldızının ışığı ise sekiz (8) yılda dünyaya ulaşmaktadır. Dünyaya iki
nokta iki (2.2) ışık yılı uzaklıkta yer alan Andromeda galaksisine saniyede bin (1000) km hız yapabilen bir araçla gidilseydi, onaltı (16) milyon yılda varılırdı. Bu bilgiler ilginç, aslında “ilginç”
kavramıyla anlatılamayacak kadar ilginç. Güneş sisteminin yer aldığı galaksi içerisinde ikiyüz (200) milyar yıldız bulunuyor. Kainattaki galaksi sayısının ise yüz (100) milyar olduğu tahmin ediliyor. Ya bütün
bunların ötesi? İşte anlatmak için çırpındığımız budur. Yani insanlar aslında boş diyebileceğimiz hırsların, iktidarların, heveslerin peşinde koşmaktan bu muazzam gerçekliği göremiyorlar. Ortada bir gerçek var.
Gerçeğe bakılıyor ama görülmüyor. Bakmak görmek değildir.
Bilmiyoruz. Bildiğimiz, bir şey bilmediğimizdir. Evren hakkındaki bilgilerimiz sıfır olmayıp, sıfırın altında ekside seyir etmektedir. Gökte, yerde, doğada, insanda muazzam bir denge var. Kendimizi bu dengenin içinde
nereye koyuyoruz? Nereye koymamız gerekiyor? Hayatımızı etkileyen kararlar alırken, yaşamımızı belirleyen davranışlarda bulunurken bu dengeyi hesaba katıyor muyuz? “Hesaba katmam, doğdum öleceğim ne olacak
ki?” gibi bir mantıkla yaşana bilinir. Ama bunun ardına düşenleredir söylemek istediklerimiz. Yaşamın anlamını bilmeyen ve bilmek istemeyen, hayatını mutfak ile helâ arasında geçirmek isteyenler elbette bunu
yapmakta özgürdürler. Yaşamın nedenini, niçinini sorgulayan, araştırıp öğrenmek isteyenlere ve böylece yaşantısını anlamlı kılanlara damla misali bir katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Belki bazı şeyleri tekrar etmek
durumunda kalıyoruz. Bıktırma pahasına da olsa, bu tekrarları vurgulamak durumundayız. Bizce bunlar gerçeği görmede ve hayatı bu gerçeğin doğrultusunda doğru bir şekilde yaşamada önemli işaretler konumundadır.
Gerçeği arayan insan eninde sonunda bulur. Yeter ki, samimi ve iyi niyetli olunsun. Kötülerin geçici zaferleri olabilir. Bu, gerçeği arayanları durdurmamalıdır. İşte evrenin nizamı. Anlamak isteyenler için yığınla
belge mevcut. Bir yüzme örneği ile somutlaştırabiliriz. Bizlerin yapmak istediği, yüzmek isteyenlere bazı bilgiler ve tavsiyelerde bulunmaktır. Yüzmek istemeyenlere, suyun duruluğunda ve arıtıcılığında arınmak
istemeyene sözümüz kâr etmez. Yüzmeyi bilenler bilgilerini tazeleyecek, belki de bazı eksiklerini gidereceklerdir. Yüzme bilmeyen ama yüzmek isteyen insan için, gücümüzün yettiğince bazı şeyleri aktarmaya
çalışacağız. Sorumuzu netleştirip cevabı size bırakalım: sizin su ile aranız nasıl?
|