|
Büyük Ozan, Şiir Dilinin Ustası, Siyaset ve Mücadele Adamı Dede Kul Himmet
1. Kul Himmet Hakkında Bilinenlere Eleştirel Giriş
16. yüzyılı, gizli–açık ve kaça göçe, başından sonuna değin yaşamış büyük Alevi ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında, dikkate değer özel bir
araştırma görülmemektedir. Diğer Alevi–Bektaşi ozanları arasında, cönklerde rastlanan bazı şiirlerinden seçmeler yapılarak ve yaşamına ilişkin tahmini bilgilerle Kul Himmet geçiştirilmiştir. Kul Himmet'i
Pir Sultan'ın mürşidi göstermiş olma yanılgısına rağmen, yaşadığı döneme ilişkin ilk ve en doğru saptama, Sadettin Nüzhet'ten (Bektaşi Şairleri ve Nefesleri cilt 1–2. İstanbul 1944: 170–198) gelmektedir:
“Hayatı hakkında malumata sahip değiliz. Yalnız ‘Menakıb ül Esrar Behcet ül Ahrar’ adlı eserde bazı
şiirleri kayıtlı olduğuna göre, 16. asırda yaşadığı kuvvetle söylenebilir. Bektaşilerin tertip ettikleri mecmualarda Hatayi ve Pir Sultan'la beraber en çok bu şairin manzumelerine tesadüf edilmektedir. Bu da
gerek yaşadığı devirde ve gerekse sonraki devirlerde büyük bir şöhret temin ettiğini göstermektedir.”
Aleviler arasında Menakıb–nâme, Büyük Buyruk, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Fütüvvet–nâme, Menankıb–ül Evliya vb. adlarıyla tanınan ve 1608 yılında Bisati'nin kaleminden çıkan Menakıb–ül Esrar Behcet–ül Ahrar yapıtı, bir çeşit ante quem oluşturmaktadır, yani bu yapıtın yazıldığı tarihten önce Kul Himmet ölmüş olmalıdır. Yoksa yaşadığı ortamı ve şiirlerini tanıyan Bisati, kendisiyle mutlaka görüşür, bu konuda Kul Himmet'ten yararlanır ondan uzun uzun söz ederdi. Haliyle daha çok şiirlerine yer verirdi. Çünkü gerek Buyruk'ta anlatılan Alevi inancı, Muhammed–Ali yolunun ilkeleri, felsefesi ve nasıl sürdürülmesi gerektiğini en iyi bilen, ayrıca
nefeslerinden anlaşıldığı gibi erkânlara bile katkısı bulunmuştur Kul Himmet'in. Ayrıca, Şah Hatayi'nin de birçok nefesinde övdüğü yücelttiği ve ona candan bağlılığını söylediği Hacı Bektaş Veli gibi, Şeyh
Safi'nin de ermiş velilerden olduğunu vurgulamak ve Erdebil'i çekim merkezi yapmaktı amaç. Şeyh Safi'nin İmam Cafer Sadık'tan esinlendiğini ve Buyruğu'ndaki sözleri ondan aldığını ve hatta İmam
Cafer'in mührünü taşıdığını şiirlerinde ifade eden Kul Himmet bu prapagandaya büyük katkıda bulunmuştur:
Erdebil'den gelince Rum'a
Sözümüz bizim didardan gelir
Şeyh Safi Buyruğu'n eyledim kabul
Sözü onun daim Cafer'den gelir
- Makalatın ahiri cemalatın zuhuru (1)
- Şeyh Safi'ye değiptir İmam Cafer mühürü
- 2. Kul Himmet’in Yaşadığı Dönem ve İran Şahları
Yine çeşitli cönkler aracılığıyla ve Cem’lerde çok söylendiğinden dedelerin sözlü aktarımlarıyla günümüze ulaşan Kul Himmet şiirlerinin bazılarında
geçen belirleyici tarih ve isimler, kapalı olarak verilen olaylar onun yaşadığı dönemi açıkça göstermektedir. Çocukluğundan itibaren, Anadolu'da ortaya çıkan onlarca Alevi–Kızılbaş halk ayaklanmalarına
tanık olmuş ve Kızılbaş siyasetinin yükselişi ve devlet kuruşunu; başarılarını, bütün krizlerini ve çöküşünü yaşamıştır:
Hey erenler kimse Şah'a gidemez
Şah'a Kanber gibi kul olmayınca
- Her Mekke'ye giden Hacı olur mu
- Her abdal olanlar naci olur mu
- Her çaput başlılar bacı olur mu
Erenler haliyle hal olmayınca
- Cevahir yanmasa aşkın oduna
- Sikke yazarlar mı Şah'ın adına
- Seni hiç korlar mı talip evine
Zer gibi sararıp kal olmayınca
- Mecnun olan gezer daim mestinde
- Aşkın dolusunu tutar destinde
- Seni taşırlar mı başlar üstünde
Mürşit nazar edip gel demeyince
- Dertmend olmayınca gönül hak olmaz
- Âşık olmayınca sine çak olmaz
- Kul Himmet’im eydir vücut pak olmaz
Mürşit–i Kamilden el olmayınca
Bu nefeste geçen Şah, Şah İsmail'dir. Kul Himmet'in Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan'la özel ilişkilerini inceleyeceğimiz bölümde vereceğimiz
örnekler dışında bir siyaset şiiridir bu. İlk gençlik döneminde, belki Şah İsmail'in Anadolu'ya ikinci gelişinden sonra, Şah'ın peşinden gitmeyi arzu eden Kızılbaş gençleri için yazmıştır. Burada Mürşit
olarak sıfatlandırılan, Kızılbaş Safevi Devleti yönetimini elinde tutan Kızılbaş Yüksek kurulu “Ehl–i İhtisas'' kurulu baş üyesi Halifet–ül Hülafa, yani Halifeler Halifesi'dir. Mürşit–i Kamil ise Şah İsmail'in kendisidir.
Bunun için önce Mürşit'ten gelen buyruklara uymayı öneriyor. Şah'a kul olmadan, yola âşık olmadan Mürşit–i Kamil'den el almak, insan
olarak paklaşmak–durulanmak olası değildir.
Kul Himmet büyük olasıyla Şah İsmail'in Kızılbaş ordusuna katılmıştır. Ancak kendisinin de Safevi soyundan gelmesinin Şah'ın yanında özel bir
ayrıcalığı olabilir. Onun tutsak olup kollarının bağlandığını ve Şah'a (Şah İsmail) kurtarılması için yalvardığını anlatan bir şiirini görelim:
Bugün tutsak oldum kollarım bağlı
Ayn–Cem'de oturan erenler mürvet
Erenler serveri Erdebil Oğlu
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
- Erenler ne desin kendi gelene
- Eksikliğin kendi özünde bilene
- Bizim gibi merd–i garip olana
- Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
- Yalnız kaldım yalvarayım ol Şah'a
Kendi kazancımla düştüm bir caha
Bizim için niyaz edin dergâha
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
- Yezidin yanında söylüyemedim
- İnip aşk deryasın boyluyamadım
- Arttı yaram merhem eyleyemedim
- Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
- Kul Himmet ya nice olur halimiz
Açılmadı kaldı gonca gülümüz
Küçük büyük mümin müslim varımız
Ayn–i Cemde oturan erenler mürvet
Görüldüğü gibi tutsak bulunduğu yerde bu şiiri yazmış ve “Erenler serveri Erdebil Oğlu”ndan yardım istemekte
ve kurtarılmasını dilemektedir. Erdebil Oğlu doğrudan Şah İsmail'in sıfatlarındandır. Bize göre, Cahit Öztelli'nin ileri sürdüğü gibi “Şah Tahmasb (1524–1576) veya Şah Abbas
(1588–1628)”(2)değildir. Ozanın burada “Erenler serveri” olarak nitelediği Şah İsmail, “Ayn–i
Cemde oturan erenler” ise, Kızılbaş Safevi devletinin, Kızılbaş Türkmen oymaklarının Dede–Beğlerinden oluşturduğu yüksek "Ehl–i İhtisas'' kuruludur.(3) 1501–2'de Kızılbaş Safevi devleti kurulduğunda, Alevi–Bektaşi Görgü Cemi
kurumları doğrudan devlet yönetimine taşınmıştır. Kendilerinin aracılığıyla Şah'tan yardım isteyen Kul Himmet'in bu şiiri, adı geçen kurula ulaşmış olması olasılığı bile vardır. Kul Himmet'in gençlik
yıllarında yaşadığı bu tutsaklıktan, herhalde çabuk kurtarılmıştır.
Kul Himmet, kendisine el verip yola götüren piri Pir Sultan Abdal'ın bir nefesine benzer olarak yazdığı bir düvazimamının sonunda, Şah Tahmasb'a
(1524–1576) bağlılığını çekinmeden söylüyor. Bu şiirini büyük olasıyla kendisi ve çevresinin, İranlı
bir yabancı (mevali) olarak suçlayanlara karşı yazmıştır. İranlı olmakla birlikte Şii değil Hüseyni (Hüseyin'e bağlı Alevi) olduklarını haykırmaktadır. Pir Sultan Abdal'ınkiyle çok az farklı sözcüklerle aynı
içeriği taşımaktadır. Ancak Pir Sultan nakaratlarında doğrudan “Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin?” diye meydan okumaktadır. Sonunu, nerede olursa olsun bir Hüseyin sever Alevi olarak ikrar–imanına bağlı olduğu söylemiyle, şöyle bitiriyor:
Pir Sultan’ım çağırır Hint'te Yemen'de
Dolaştırsam seni Sahib zamanda
İradet getürdüm ikrar imanda
Hüseyni'yim Alevi'yim ne dersin
Kul Himmet ise şiirin sonunu Şah Tahmasb ile bağlıyor:
Kul Himmet'im mürid idim amana(4)
Özüm ulaştırdım Sahib zamana
İradet getürdüm Şah Tahmasb Han'a
Hüseyni'yiz Mevali'yiz ne dersin
Kul Himmet bu şiirini 1533 tarihinden önce yazmıştır. Çünkü bu tarihten sonra Kızılbaşların ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan
Alevi–Kızılbaş topluluklarının Şah Tahmasb'la bağları kesilmiş ve İran Şah'ından kesinlikle “mürüvvet” beklemez olmuşlardı.
1524 yılında Kızılbaş Türkmen hanları, eski yüksek kurulu yeniden oluşturarak, on yaşlarında tahta oturtup Mürşid–i Kamil postuna geçirdikleri Şah
İsmail'in oğlu Şah Tahmasb'ın Şah vekilliğini, üçlü ve ikili yönetimler (Triumviri ve Duumviri)
ile 1529–30'lara kadar birbirleriyle mücadeleler içinde sürdürdüler. Sonra bu görevi Şamlu Muhammed Han devraldı. İç çatışmalara rağmen 1533 tarihine
kadar kuruluş döneminde Kızılbaş Safevi yönetimi ikinci yükselişini yaşadı. Ancak Şah'ın çevresini kuşatmış, hiçbir zaman Kızılbaşlığı kabul etmemiş olan İran feodallarının geleneksel yönetici aristokrat
aileleri daha fazla fırsat vermedi. Şah Tahmasb güçlenir güçlenmez, Şamlu Muhammed Han'ı öldürttü. Kızılbaş Türkmen oymaklarını birbirine düşürdü ve zorla yerlerini değiştirdi. Şah
Vekilliği yerine bir İranlı'yı başvezir yapıp Kızılbaş Ehli İhtisas kurulunu dağıttı. Başkomutanlığı (Emir ul Umera) da ellerinden alıp Gürcülere verdi. 1501–2’de Tebriz'de kurulmuş olan Kızılbaş Safevi Devleti, 1533 yılından itibaren Kızılbaşlık özelliğini resmen yitirmiş, İran unsurunun devleti, yani bugünün deyimiyle Ulusal İran devletine dönüşmüş. Yine aynı tarihten itibaren, Oniki İmamcı Şii şeriatı, devletin resmi dini olmuştu. Böylelikle İran'da Kızılbaş azınlığın kurduğu devlet ortadan kalkmıştır.
Bu süreçte Osmanlı'nın da büyük katkısı vardır: 1533 den 1555'e kadar Kanuni Süleyman'ın İran'a yaptığı üç sefer İran Safevi devletini
ortadan kaldırmak için değil, Kızılbaşlığı ve Kızılbaşları yok etmek amacını taşıyordu. Bilindiği gibi 1530'lara kadar Anadolu'da onlarca bölgesel Kızılbaş başkaldırıları olmuştur. Ama siyasetleri Osmanlı başkenti İstanbul'a, padişahın tahtına yöneliktir. Kul Himmet de, Pir Sultan da bu siyasetin sözcüleri ve propagandacısıdırlar.
Örneğin Pir Sultan, İran yandaşı değil, tam tersine Kızılbaş Safevi yönetimini Kızılbaş çoğunluğun bulunduğu Anadolu'ya ve Kalender Şah ayaklanması
sırasındaki (1527–28) büyük mücadeleye çağırmaktadır. Kızılbaş halk yönetimini İstanbul'da görmek istemektedir:
Yeryüzünü kızıl taçlar bürüye
Münafık olanın bağrı eriye
Sahib–i Zamanın emri yürüye
Mehdi kim olduğu bilinmelidir
- Pir Sultan'ım eydür ey Dede Dehman
- Kendini çevir de andan gel heman
- İstanbul şehrinde ol Sahib–Zaman
- Tac ü devlet ile salınmalıdır
- İran'daki Kızılbaş Türkmen oymakları, kökleriyle bağlı oldukları için, Kızılbaş hareketlerin hem destek hem de sığınak yerleriydi. Kısacası Cahit Öztelli'nin abartarak: “Aleviler Şah Tahmasp'ı çok severlerdi. Nefeslerde onun adı ile andıkları gibi ‘Güzel Şah, Ala gözlü
Şah’ ve özellikle Alevi toplumu arasında ‘Dehmen–Dehmen Şah’ diye anılmakta idi” diye yazması, dönemin tarihini çok iyi incelememesinden kaynaklanıyor. Sözünü ettiğimiz 8–9 yıllık ilk döneminde Alevi–Kızılbaş ozanlarının şiirlerinde Şah Tahmasp'a bütün adların yakıştırılması da, Kızılbaş Yüksek Kurulunun siyasetinin uzantısıydı.
Kul Himmet Dede'nin tarih düşerek yazdığı iki nefesi, Şah Tahmasp dönemine rastladığı halde adını anmaz. Bunlardan ilki, İrfan Çoban'ın(5)Kul Himmet soyundan gelen Boncuk Şahin Dede'den derlediği ve hem düvazimam hem de Cemlerde gülbenk (dua) olarak okunan 38 kıta'lık uzun nefesidir. Kul Himmet, hece
sayısını ve uyakları göz önünde almadan, Görgü Ceminde içinden geldiği gibi (Şatiyye) gülbenk çekerken
yarattığı bu nefeste peygamberler, melekler, Oniki İmamlar, Hacı Bektaş Veli, Kızıl Deli Sultan, Balım Sultan, çok sayıda erler–evliyaların ozanların adına zikrederek, bütün yersel–göksel varlıkların
hepsinin “hürmeti hakkı için Ali”den yardım dilemektedir. Bu uzun nefes ağızdan ağıza, sözlü olarak
gelmiş olduğundan bazı evliya isimleri sonradan şiire girmiş. Kul Himmet onuncu dörtlükte Şah İsmail'i bir veli olarak anmaktadır:
Dillerine ben mailim
Her ne der isen kailim
Kolu şanlı Şah İsmail'in
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Şiirin sonlarına doğru (36. dörtlükte) Kul Himmet tarih düşmüştür:
Otuz dokuzda buldum kararım
Bir dert ehli hoş yar ararım
Sinop'ta yatan hazreti Bilal'ın
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
Kul Himmet Hicri 939'da (1533–4) bu nefesi söylerken, olasıyla kırk yaşlarındadır. Tam kararını bulmuş, olgunlaşmıştır ve derdine ortak olacak,
kendisini anlayacak bir dost aramaktadır. Bunun için Sinop'taki bir evliyanın hürmetine Ali'den yardım beklemektedir. Başından çok maceralar geçmiş ve gittiği yerde güzel sözler etmiştir.
Ona Horasan'dan ve Erdebil'den erler gelmektedir. Bu ifade, Kul Himmet'in Erdebil ile ilişkisiyle birlikte, bu yıllarda
Şah Tahmasp ile çatışan Horasan eyaletini elinde tutan Kızılbaş oymak beyleriyle haberleştiğini de gösteriyor. Artık yazdığı kağıtlarda (varaklar) dilekler dilemektedir:
Çok serencemler geçti serden
Lal–i gevher çıkar dilden
Horasan'dan Erdebil'den gelen erenler
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Kul Himmet'im açıldı varaklarım
- Kabul olsun dileklerim
- Hurilerin meleklerin
- Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Kul Himmet’in 1533–34'de yazdığı böyle bir şiirde, Şah Tahmasp'ın da “hürmeti hakkı içün” Ali'den yardım istememesi için, onu artık sevmemesi ve ona karşı olması gerekmektedir. Bu durum yukarıdaki anlattığımız tarihsel olaylarla koşutluk taşımaktadır.
Yine İrfan Çoban'ın Kul Himmet evlatlarından Abbas Dede'den derlediği diğer nefes de bir düvazimam'dır. Bülbül ile konuşarak onun kendisine
hal diliyle söylediklerini, bu düvazimam'da dillendiriyor Kul Himmet. Öğütler verirken, aynı zamanda özeleştiri geçiyor. 6. dörtlükte düştüğü bir tarih ve bu tarihte, “Dört kitapla İmam Cafer heyeti”nin “mümin kula” söyledikleri var.
973 (1563) yılında yazılmış olan şiirde, Şah Tahmasp'ın İran'da Şii şeriatının resmi devlet dini kabul etmesine ve olasıyla onun Anadolu'daki
propagandasına karşıkoyum hissediyoruz. “İmam Cafer Heyeti'' diye adlandırdığı, ya doğrudan Kızılbaş Safevi devleti yöneticileri eski “Ehl–i İhtisas” yüksek kuruludur; ya da daha akla yatkını, bu kurulun üyesi “Halifeler Halifesi”nin başkanlığındaki Buyruk hazırlayan “İmam Cafer heyeti” adıyla bir alt komisyon vardı. Bu bilgiler bize, Kul Himmet'in bu heyette yer almış olabileceğini de düşündürüyor. Asıl onların söylediklerine kulak veriniz diye karşı propaganda yapmaktadır. Ancak
tıpkı Pir Sultan'ın yaptığı gibi, kapalı ve simgelerle vermektedir düşündüklerini:
Eğer candan sever isen sen beni
Eğlen uçup gitme der güle bülbül
Senin mekânın benim kalbim evidir
Vücudum şehrine kona der bülbül
- Konarsan güle kon dikene konma
- Sakın eski düşman dost olur sanma
- Rakipten korkup ta sen geri durma
- Düşmanın kastı cana der bülbül
- Bülbül gibi daldan dala sektiğim
Kahrı hoş eyleyip cevrin çektiğim
Beresin bekleyip ikrar güttüdüm
Gülde mi harda mı o ne der bülbül
- Gani Celal'dan rahmet ola kuluna
- Tabib gerek derde derman buluna
- Benliğinen konma gülün dalına
- Arı var pençeni kana der bülbül
- Hatice–t–ül kübra Zühre'nin sesi
Hasan'ın Hüseyin'in validesi
Hazreti Peygamberin kerimesi
Sorun Fadime'ye o ne der bülbül
- İmam Zeynel içti abu hayatı
- Muhammed Bakır'a ver saadeti
- Dört kitapla İmam Cafer heyeti
- Yetmiş üçte mümin kula der bülbül
- Musa–i Kazım'ın kurşun içişi
İmam Rıza'nın müşkül seçişi
Seher vakti dertli dertli ötüşü
Dost bağında gonca güle der bülbül
- Taki'nin Naki'nin ervahı farzın
- Cebrail türaba erdirdi özün
- Naki'nin alnında Zühre yıldızı
- Gelin yaş soruşun bile der bülbül
- Hasan Askeri'den asker kopunca
Mehdi mağaradan dışa çıkınca
Binbir çiçekten de paçın alınca
Arının figanı bala der bülbül
- Kul Himmet dilinden güherler saçar
- Geçer şu mahluğun eyyamı geçer
- Mümin olanlara rahmetler saçar
- Dünya baki değil fena der bülbül
- Kızılbaşların iktidarı üçüncü kez ele geçirme girişimi 1587–90 arasında; Şah Muhammed Hüdabende (1586–87) ve Şah Abbas'ın (1588–1628) ilk
yıllarında olmuştur. Şah Abbas'ı da başa geçiren Kızılbaş güçler olmuşsa da, o babasından daha sert bir biçimde Kızılbaş Türkmenleri yönetimden atmış, yerine Gürcüleri ve Çerkezleri yerleştirerek büyük
kıyımlar yapmıştır. Bir daha da Kızılbaş güçleri İran'da kendilerini iktidara yöneltecek ortamı yakalayamamışlardır.(6)
Şah Abbas'ın ilk yıllarındaki Kızılbaşların iktidarı ele geçirme girişimi, anında Anadolu'ya yansımıştır. Kul Himmet bu girişim üzerine Şah
Abbas'ın tahta çıkışını:
Yol oğlu musun sufi
Bu yolu kurdu Safi
Bu yolu terkedenin
Kalbinde gerek insafı
ile başlayan 121 kıta'lık bir maniler dizisiyle karşılamıştır. 28. dörtlükte Şah Abbas’ı Sahib–i Zaman (Mehdi) olarak selamlayıp, Şeyh
Safi'den itibaren atalarını ona anımsatmış, onu Timur'a (Gürkan–Gürhan) benzeterek Anadolu'ya gelmesini –kapalı olarak– teşvik etmiş. Genç yaşta tahta çıkarılışından umutlar besleyerek
dergâhına uzaktan niyazda bulunmuştur:
Çıkınca Sahip Zaman
İnkara vermez aman
Birgün sela okunur
Abdesli bilinür Gürhan
- Makalatın ahiri
- Cemalatın zuhuru
- Şeyh Safi'ye değiptir
- İmam Cafer mühürü
Şeyh İbrahim oldu ulu
Ali padişahıdır
Sözümüzün evveli
- Şeyh Cüneyd Şeyh Haydar
- Şah İsmail geldi er
- Şah Dehmen padişah
- Şevketli olhur...?...
- Koca Kabban (?) gördü eza
Ali Abbas kıldı kaza
Şeyh Safi akranında
Şah Abbas geldi taze
- Şah Abbas şahımızdır
- Gülyüzlü mahımızdır
- Niyazım dergâhına
- Gizli penahımızdır
Payine sürsem yüzün
Gönlüm intizar kıldı
Yolların gözler ahım
62. dörtlükte Şah herşeyi düzeltir (Pard'olur Şah pard'olur) deyip, onu izleyen birkaç dörtlükte kendi isteklerini ve asıl Anadolu Kızılbaşlarının
siyasetini ortaya koyuyor. Onların emelleri olan İstanbul'un alınmasını gerçekleştirir diye umuyor ve onu yönlendiriyor. Zülfikarı kuşanmasını istiyor. Ancak o zaman İnkar'ın (Osmanlı Padişahının) yüreğinden
kanlar boşanacaktır:
Pard'olur Şah pard'olur
Eşikte niyaz d'olur
Erenler dem erince
Kış içinde yaz olur
- Erenler dem erince
- Coşar çarha girince
- Ya Merdan eğlenir mi
- Meydanda ne görünce
Tahtına uğrar canlar
Bin baş bin yol sayılır
Onda sorulmaz kanlar
- Alır İslambol tahtın
- Yerine getirir ahtın
- Zülfikarı kuşanır
- Geyünür cenk rahtın
Yezit görür uşanır
İnkarın yüreğinde
Kopar kanlar boşanır
79. dörtlükte Şah Muhammed Hüdabende'den, hatalı ve hiçbir marifeti olmadığından söz ediyor. Ariflerin kendisinden iğrendiğini söylüyor. Şah Abbas
ise, “Şahlar şahı ve alemin sığınacak yeri”dir. Şah Abbas’ın tahta geçmesi, İmam olmasıyla Kul Himmet onun
vasıflarını söze döküyor ve övgüsünü tamamlıyor.
Şah Bende'nin zatı çoktur
Hiçbir marifeti yoktur
Arifler iğrenirler
Böyle taslığı çoktur
...
Şah'ım şahlar şahıdır
Alemin penahıdır...
- Kul Himmet’e ayan oldu
- Güzel Şah imam oldu
- Şahın cemali vechinde
- Bu vasf kelam tamam oldu
- Kul Himmet'in bu maniler dizisini Şah Abbas'ın tahta çıkarıldığı 1588'in başlarında yazdığı anlaşılıyor. Ve büyük olasılıkla büyük ozan son birkaç
yılını Kızılbaşların kurtuluşu umudu içinde geçirmiştir. Kul Himmet, bu maniler dizisinin 72.sinden itibaren 7 dörtlük içinde, “Mana
ulaştı kırka'' diye başlayıp yüze erişinceye dek, sanki her dörtlükte on yılının yaş özelliklerini vermektedir. Mana'yı, içdünyası olarak alırsak, kırk yaşından itibaren olgunlaştığını söyleyip, yüzyaşına dek sürdürüyormuş gibi geliyor insana. Ancak bazan Mani türünün özelliği gereği, tekerleme biçiminde anlamlandırılması güç boşmuş gibi görünen sözler de sıralıyor. Belki özellikle 76. dörtlükte Şeyh Safi'nin (1252–1334) seksen yaşlarında öldüğünü ima etmesi, kendi yaş evrelerini dörtlüklerle verdiğine kanıt
gösterilebilir:
Mana seksene yetti
Ali özün şehit etti
Kodular hak yoluna
Şeyh Safi doğru gitti
Böyle olunca Kul Himmet yüz yaşlarında ve arifler meclisinde sohbette iken, Şah Abbas'ın Kızılbaşlar tarafından tahta
çıkarıldığı haberini almıştır. Bu onun için bir armağandır. Bu armağanı “şerh etmeğe”, yani açıklamaya geçerken Şah Bende'den (Şah Muhammed Hudabende'nin
kısaltılmış söylenişi) başlaması ve arkasından “Şahın minbere çıktığını” zikretmesi de tezimizi güçlendiriyor:
Mana erişti yüze
Yüz gören vermez yüze
Bu arifler sohbetidir
Bir armağan geldi bize
- Armağan geldi bize
- Dinlen şerh edem size
- Her nefs buğuza gerek
- İmiş bunlara kaza
- Şah Bende'nin zatı çoktur
Hiçbir marifeti yoktur
(...)
Gönül mescit dil vere
Şah'tır çıkan minbere
3. Kul Himmet Dede Erdebil Ocağına Mensup ve Şeyh Safi’nin Torunlarındandır
Kul Himmet'in kim olduğu üzerinde, 1990 yılında yayınlamış olduğu bin sayfalık “Bektaşi Nefesleri ve Şairleri” isimli kitabında (s. 163) Turgut Koca şu bilgiyi veriyor:
“16. yüzyılda yaşamış bir şairdir. Yeniçeri ocağından emekli olunca, bütün Osmanlı topraklarını köy köy dolaşmıştır. Şiirlerini bu gezginciliği
sırasında yazmıştır. Bir ara Hacı Bektaş Dergâhında dervişlik etmiş, mücerret azizlerdendir. Nefeslerinden bir kısmı bestelenmiştir.''(7)
Bu bilgilerin hiçbir dayanağı yoktur. Kul Himmet'in Tokat bölgesinde yaşadığı ve bir ailesi bulunduğu bilinmektedir. Mücerret (evlenmemiş) derviş de
değildir. Tokat'a bağlı Almus ilçesinin Varzıl (Görümlü) köyünde mezarı bulunmaktadır. Kul Himmet soyundan gelen ve Kulhimmetliler adını taşıyan Dedeler (Seyyid) Ocağı vardır.
Kul Himmet'in bugüne değin bilinmeyen soyunu, aşağıda yeni bulunmuş bir şiiriyle açıklayacağız. Bu çok önemli nefesi de, Kul Himmet'in mezarının
bulunduğu köyden İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerden derlemiştir. Ayrıca İrfan Çoban Kul Himmet'in soyunu gösteren hüccet–nâme'yi de görüp okuduğunu söylemektedir. (İrfan Çoban: Kul Himmet. Tokat 1997: 6–8) Kul Himmet'in kendisini ve soyunu tanıtan –görünüşte bir kaç kuşak kesiklik olmasına rağmen– bu nefesi çok önemsiyoruz.(8)Şiirin tamamını aşağıda geçtikten sonra, yorum ve açıklamalarını yapacağız:
Aslımı sorarsanız behey sofular
Aslımız Oniki İmam'dan gelir
- Aslımı neslimi diyeyim size
- Neslimiz Ahmed–i Muhtar'dan gelir
- Hüseyin'dir aslım ceddim celalım
Anadan gelme ummandan gelir
- Ondan İmam–ı Zaynel ü Bakır
- İmam Cafer Sadık ummandan gelir
- Musa Kazım Hüseyn için çok ağladı
Oğlu Hamza–yı Ebul Kasım'dan gelir
- Hamza'dan geldi cihana Ebu Muhammed
- Onun oğlu İsmail'den gelir
- İsmail'in torunudur Cafer
Cafer oğlu Muhammed'den gelir
- Muhammed oğlu Hüseyin'den gelmişem
- Hüseyin oğlu Feyruz Şah'tan gelir
- Muhammed Hafız ondan geldi dünyaya
Onun oğlu Saadettin'den gelir
- Evliya sulb–i Saadettindir bilin
- Ervahı şartlar insandan gelir
- Kutbettin'den geldi Şeyh Salih
Şeyh Safi'nin dedesi Salih'ten gelir
- Salih'in oğlu Emaneddin–i Cibril
- Şeyh Safi gibi imamdan gelir
- Şu dünyada bozulunca aslımız
Ceddi pakim Erdebil'den gelir
- Erdebil'den gelince Rum'a
- Sözümüz bizim didardan gelir
- Şeyh Safi buyruğun eyledim kabul
Sözü onun daim Cafer'den gelir
- Yedi kez hacca kılmışam revan(9)
- Yollarımız ehl–i irfandan gelir
- Rum diyarına destimi attım
Ali sırrı benim kalbimden gelir
- Evladımın adını koymuşum Şahin
- Hakka doğru yollar bunlardan gelir
- Şahin'ime yolumu eyledim teslim
Aslımız Şah–ı Erdebil'den gelir
- Adımı anam Hüseyin koydu
- Babam Muhyettin'dir İran'dan gelir
- Kula himmet eyledi Şeyh Safi
Kula inanmayan Mervan'dan gelir
- Ondan sonra adım oldu Kul Himmet
- Evliya yolu Kırklar'dan gelir
- Sofu bana sırrımı farş ettirdin
Sırrı farş eyleyen şeytandan gelir
Kul Himmet bu şiirinde Safevi hanedanının soyağacını, Şeyh Safi'ye (1252–1334) kadar sadece 3–4 isim eksiğiyle bize vermektedir. Bu eksik
isimlerin peşpeşe olmasından, içinde geçtiği beyitlerin kaybolduğu yargısına varılabilir. Kul Himmet'in bu nefesi, Kızılbaş–Alevi ozanları arasında Safevi soyağacını –Şeyh Safi'ye kadar da
olsa– tanımlayan tek örnek olması bakımından önemi bir yana, ilk kez ozanın kimliğini ve kendi soyunu tanımamızı sağlamaktadır. Her ne kadar İrfan Çoban Kulhimmetli Dedelerde şeceresini görüp okuduğunu ileri
sürüyor ve saptadığı bir Şah İsmail şeceresiyle karşılaştırıp, onunla amca çocukları olduğunu kanıtlamaya çalışıyorsa da fazla inandırıcı değil. Şeyh Safi'den sonra Erdebil postuna oturmuş Sadreddin
(1334–1393), Sultan Hoca Ali (1392–1429) ve Şeyh İbrahim (1429–1447) atlanarak, Şeyh Cüneyd (ölm. 1460) ile Şeyh Haydar'ı (ölm. 1488) Şeyh Safi'nin oğlu ve torunu gösterilmiştir. İrfan
Çoban'ın bu karşılaştırmalı sıralamasında Şeyh Cüneyd'in iki oğlu olduğu doğrudur. Ancak Şeyh Cüneyd'in Çerkez halayığından olan büyük oğlunun adı Muhyiddin değil, Hoca Muhammed'dir. (Âşık
Paşazâde'den aktaran Walther Hinz: Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd. 2. Baskı, Ankara 1992: 27, 110) Asıl adının Hüseyin olduğu
anlaşılan Kul Himmet, babasının adının Muhyiddin olduğunu ve şiirinde “cedd–i pakinin (temiz soyu)” Erdebil'den geldiğini söylemektedir. Kaybolmuş beyitlerinde geçen Kul Himmet'in dedelerinin adlarını bilemiyoruz. Bu şiire göre, Şah İsmail ile çağdaş olan Kul Himmet onun gibi, Şeyh Safi'nin 6. kuşaktan torunudur. Bir kaç beyit içinde verildiği, fakat günümüze ulaşmadığını düşündüğümüz Kul Himmet'in üç dedesinin adını öğrenemiyoruz. Buna rağmen, diğer Erdebil Şeyhlerinin adlarının geçmemesi, babasının adının da
Muhyiddin olması bizde onun, Şeyh Safiyüddin'in beş oğlundan biri olan Muhyiddin'in soyundan geldiği kanısını uyandırmaktadır. “Şu dünyada
bozulunca aslımız / Ceddi– pakim Erdebil'den gelir” beyitinden, Erdebil dergâhı postuna oturmak için hak kazanamamış Muhyiddin, ya da oğlunun Erdebil'den Anadolu'ya geldiği anlamı çıkabilir. Belki de Kul Himmet'in yazdığı “aslının bozulması”, yani Dergâhın ilkelerine aykırı işler yapmasından dolayı bu hakkı
yitirmiştir. Muhyiddin'in kardeşi Sadreddin'in yaklâşık yetmiş yıla yakın Erdebil'in başında bulunmasıyla bazı sıkıntılar yaşanmış olabilir. Ama belki de Kul Himmet'in dedeleri, Hoca Ali döneminin
sonlarında, Timur'un Anadolu'dan getirip Erdebil'de bıraktığı Alevi Türkmen tutsakların, yani Sufiyan–ı Rum'dan bir kısmının geri dönüşleri sırasında birlikte gelmiş olabilirler. Görüldüğü gibi
Şeyh Safi Buyruğu'nu kabul edip ona bağlanmasının nedeni, sözlerinin İmam Cafer'den gelmesinden ve onu temsil etmesindendir. Bir başka nefesinde Kul Himmet'in, “Şeyh Safi'ye değüptür / İmam
Cafer mühürü” dediğini ve Buyruğun tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında emeği geçtiğinden yukarıda söz etmiştik. Şiirin sonunda kendisine Kul Himmet adını veren ermişin Şeyh Safi olduğunu açıklıyor: Bu, şiir söyleyip dillenen ozanlara, pirleri veya mürşitleri tarafından, ya da düşlerinde bir veli, bir peygamber görünüp yeni bir ad takılması olarak bilinen Alevi geleneklerindendir. Ayrıca Muhammed–Ali yoluna girerken, yani ikrar verme–musahib olma töreninden sonra verilmiştir. Kul Himmet bir başka düvazimam şiirinde Şeyh Safi'ye “Safi Dede'm” diye seslenmektedir:
Güzel Muhammed'in zikr–i hakkıdır
Oniki irenkten metah dokutur
Safi Dedem yazar Ali okutur(10)
Cebrail'in kanadında yazılı
Şeyh Safi'nin Erdebil dergâhının başına geçememiş oğulları ve torunlarının Rum'a (Anadolu'ya) göçtüklerinin bir başka örneği Sivrihisarlı Baba
Yusuf'tur. 1524 yılında ölmüş olan Mürşid–i Kamil olarak tanınan Yusuf Baba'nın “Kitab–ı Mahbubiyye” adlı manzum bir yapıtı günümüze gelmiştir. Bu kitabın başında verdiği Safevi soyağacını Adem peygambere değin çıkartmaktadır. Kendisi, Şeyh Safi'den sonra yerine geçmiş olan Sadreddin'in oğlu Cemaleddin'in soyundandır. Sadreddin'in diğer oğlu Hoca Ali Erdebil postundayken Cemaleddin'in oğulları ve torunlarının Anadolu'ya gelip yerleştikleri anlaşılıyor. Yusuf Baba adı geçen yapıtında Yunus Emre'nin mezarının Sivrihisar'a yöresinde Sarıköy'de bulunduğunu da zikretmekte. Ayrıca soyundan geldiği Şeyh Cemaleddin'in kardeşi Hoca Ali'nin müridi Şeyh Hamid Veli (Somuncu Baba, ölm. 1413) ve ona bağlı Hacı Bayram–ı Veli'den de söz etmektedir. Bu gösteriyor ki Anadolu'da yol (tarikat) zinciri Erdebil Şeyhleriyle yürüyen Sünni Türk mutasavvıfları bulunmaktadır. Yusuf Baba'nın da Alevi olup olmadığı açık değildir. (Abdülbaki Gölpınarlı: Alevi Bektaşi Nefesleri. Ankara 1963: 272–273, 276; Melamilik ve Melamiler. İstanbul 1992: 34–35)
Kul Himmet'in mezarının bulunduğu ve Kul Himmet soyluların yaşadığı köyden olan ve köyünde yıllarca imamlık yapmış bulunan İrfan Çoban'ın ozan
hakkında derlediği otantik bilgiler, asıl adı Hüseyin olan Kul Himmet'i ailece bize tanıtıyor. Hanımının adı önce Ördek Ana iken, yerleştiği köyde değiştirip Fatma Ana demişler. Birinin adı Şahin, öbürünün Abbas olan iki oğlu vardı Kul Himmet'in. Yukarıdaki şiirinde sadece iki kez oğlu Şahin'in adı geçmektedir. “Şahin'ime yolumu eyledim teslim” dizesinden anlaşıldığına göre, Kul Himmet artık yolu–erkânı yürütmeğe mecali kalmadığı ömrünün son zamanlarında bu şiiri yazmıştır. Abbas'ın o tarihlerde yaşamadığı anlaşılıyor.
Söylentiye göre, Kul Himmet olasıyla, küçük yaşta ölen oğlu Abbas'ın ardından çok ağlayıp sızlamaktaymış; kendisine insan kılığına girmiş bir melek
(Mikail) görünüp, elini gözlerine sürerek ona Kerbela'yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki yakınının şehit oluşlarını gözleriyle görmüş. Melek ona:
“Ey, ben dervişim, diyen kişi! Sen hep cedd–i celalını översin; hem Hüseyin'in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için
figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin'i? Beş kardeşi üç oğlu gözünün önünde şehit edildi; yine de Allah'a davacı olmadı. Dervişlik, Allah'tan gelene kail olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır”
deyip gözden kaybolmuş. Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvazimamlar söylemiş. Kul Himmet'in soyu oğlu Şahin'den yürümüş. Varzıl (Görümlü)
köyünde yaşayan Şahinoğulları, Dedeler kabilesi olarak onun soyundan gelmektedirler.
4. Kul Himmet, Şah İsmail Hatayi ve Pir Sultan Abdal Yakınlığı
Bu üç büyük Alevi–Kızılbaş ermiş ozanı birbirinden etkilenmiş ve çok kez nefesleri birbirine karıştırılmıştır. İçlerinde yaşça en küçüğü olan Kul
Himmet birçok şiirinde hem Şah hem ozan olarak Hatayi'yi ve ustadı–piri olarak Pir Sultan'ı zikretmiştir. Pir Sultan'ın da bazı şiirlerinde Şah Hatayi'nin adı geçmesine rağmen, Hatayi’nin
hiçbir şiirinde ne kendisinden yaşça büyük olan Pir Sultan'ın ve ne de Kul Himmet'in adına rastlanmamaktadır. Bu ancak birinin Şah, öbürlerinin bende–kul durumunda oluşları ya da diğer söylemle,
Hatayi'nin Mürşid–i Kamil makamında bulunması dolayısıyla, onlara sadece talip gözüyle bakmasıyla açıklanabilir. Buna karşılık Hatayi'nin, o dönemlerde Hacı Bektaş Veli Dergâhının Pir'i, Balım
Sultan (1450?–1418?) hem de kardeşi Kalender Çelebi (1483?–1428) üzerine birer şiiri vardır. Bu kişiler, Şah'ın kendi inanç ve siyasetinin kaynağı Hacı Bektaş Veli'nin temsilcileri olduğu kadar,
Küçük Asya'da yaşamakta olan Alevi–Kızılbaşların birinci derecede bağlı oldukları dergâhın başındaydılar. Alevi toplulukların manevi önderleri Dede'ler, her yıl orada kazan kaynatıp icazet aldıktan
sonra gelip Cem–cemaatlarını yaptırıyorlardı. Özellikle Balım Sultan'ı öven şiir tamamıyla siyasidir. Olasıyla 1509'da, 2. Bayezid'in izniyle Osmanlı sınırında Yıldız Dağı çevresinde bir süre
kalışı sırasında yazmıştır.(11)
Burada yapılan Cemlere ve siyasi toplantılara Hacı Bektaş Dergâhı'ndan Balım Sultan'ı temsilen Kalender Abdal, aynı Dergâhtan icazetli dede Pir
Sultan Abdal ve henüz 17–18 yaşlarında bulunmasına rağmen ozanlığıyla kendini kabul ettirmiş Safevi soylu dede Kul Himmet de katılmıştır. Bu geniş katılımlı siyasi toplantılarda ozan olarak Şah İsmail Hatayi,
Pir Sultan ve Kul Himmet'in biraraya geldiklerini belirleyen Kul Himmet köyünde (Varzıl–Görümlü) anlatılan bir önemli söylence ve üçünün de adını birarada zikreden nefesler mevcuttur. Kalender Abdal bu üç
ozanın biraraya gelişini, çok geniş yorumlara açık görünen “Eli kanlıların elin yumağa” dizesiyle vermiştir. Kalender üçünü de cümle âşıkların atası ilan eder:
Ezel–i ervahtan ceddim cemalim
Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi
Eli kanlıların elin yumağa
Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi
(...)
Kalender yok bu sözümün hatası
Beş harftendir âşıkların futası
Üç âşıktır cümle âşık atası
Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi (12)
Kul Himmet dondan dona geçen, sürekli bir dönüşüm içinde herşeyde, heryerde ve bütün sevdiği kutsadığı kişiliklerde Ali'yi gördüğünü anlattığı
nefesinde ikisini de anar. Ali hem kendisinde, hem de Şah Hatayi ve Pir Sultan'dadır:
Ali'sin Muhammed yoktur gümanım
Şeriat içinde dinimsin Ali
Tarikat içinde sırr–ı ummanım
Marifet içinde pirimsin Ali
(...)
Dilek diler seni severim canda
Kul Himmet(?) Hatayi Pir Sultan sende
Ruz–i mahşerde ulu divanda
Mümine şefaat edensin Ali
Kul Himmet bir başka nefesinde, Hatayi'nin şiirine benzek yaparak; hem onun söylemiyle hem de onu arada kullanıp Hacı Bektaş'a yalvarıyor. Ayrıca
Pir Sultan yolundan gittiğini ve ondan ayrılmak istemediğini öğreniyoruz:
Hatayi'm(e) Kul Himmet eder niyazı
Pir Sultan yolundan ayırma bizi
Ol mahşer gününde isteriz sizi
Muhammed önünde car Hacı Bektaş
Şah Hatayi'nin özellikle kolay anlaşılır, halk kesiminin çok çabuk kavrayıp etkilendiği 7, 8 heceli dörtlükler ve bazan dördüncü dizenin yinelenerek
tekerlemeye dönüştürdüğü uzun mani dizisi (katarı) türünü Kul Himmet dışında kullanan Alevi–Bektaşi ozanlarına rastlamıyoruz. Ayrıca Hatayi'nin, İmam Ali'nin İslamın yayılmasına ilişkin savaşcıl ve
barışcıl eylemlerinin, büyüklüğü ve erdemlerinin konu edinildiği ve yine Ali'yle ilgili tarihsel olayların olağanüstü kerametler biçiminde anlatıldığı öykü–destan şiir türünü Kul Himmet de başarılı biçimde
kullanmıştır. Örneğin Ali'nin Uhud ve Hayber Kalesi savaşlarındaki gösterdiği yiğitlikler, Ali ve Dev, Ali ve Salman, Ali ve Güvercin, Ali'nin Cıfat'a satılması, Ali'nin Yüzüğü öyküleri –bazan
ikisi aynı öyküyü değişik biçimde– her iki ozan tarafından işlenmiştir. Her iki ozandan birer örnek verelim:
Hatayi'den Ali İle Selman’ın Öyküsü
Okurum hece hece
Bilmenem halim nice
İsmin Elif kodular
Nik beratlı bir hace
- Kul olam usul boya
- Mubahta kohan yuya
- Deşt–i Erzan gölünde
- Selman oynardı ceye
Elif Lam Mim Kaf etti
Selman'ın hırkasına
Geldi bir arslan yattı
- Bilmedi kande cihan
- Arslan geçmişti dondan
- Çağırdım celal hakkıyçün
- Kurtar beni aslandan
Elif Lam Mim Kaf etti
Gördü bir atlı gelir
Aslan kakıdı gitti
- Kul olam bu atlıya
- Sad eli beratlıya
- Selman bir deste nergis
- Niyaz sundu atlıya
Kül oldum yana yana
Üç yüz yıl tamam oldu
Ali geldi cihana
- Kırmızı gül alası
- Can cinin müptelası
- Ali cihana geldi
- Selman oldu lalası
Dertliler derman ile
Ali hurma dibinde
Oynardı Selman ile
- Oynum yetmez oyuna
- Elim yetmez boyuna
- Ali hurma çigidin
- Sındı Selman boynuna
Ne oyunun var bende
Ben bir ulu kişiyim
Ne oyunun var bende
- Can cana mulu musun
- Dedim yar ulu musun
- Söyle Selman göreyim
- Sen benden ulu musun
Dedim yar usulüyem
Ben üçyüz sen yedisinde
Pes ben senden uluyem
- Okuram bir ayetin
- Etmezem kul gaybetin
- Deşt–i Erzan gölünden
- Kim aldı hal ayetin
Kavlim yok yalan ile
Benim kasavetim var
Haletim alan ile
- Uyur bitmez uyana
- Ali yetmez yayana
- Ali nergisi sundu
- Selman etti ayan
Bakın ihlas değil mi
Hazreti Ali'nin lalası
Selman–ı Fars değil mi
Şah Hatayi'nin bu destanı gerek anlatım, gerekse biçim ve içerik yönünden pek güçlü görünmüyor. “İbrahim ile İsmail”, “Ali ile güvercin” ve “Ali ile dilenci” vb. destansı öyküleri de (İbrahim Arslanoğlu: Şah İsmail Hatayi. s. 382–430) Kul Himmet'inkilere göre çok zayıf kalmaktadır. Çok büyük olasılıkla Şah Hatayi bunları çocukluk döneminde yazmıştır.
Kul Himmet'in 30 dörtlük içinde yazdığı ve tamamını incelemenin sonunda verdiğimiz “Ali ile dev” destanından bir kısım dörtlükleri geçelim:
Yerde insan gökte melek yogiken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
İki isim bir kandilde nur iken
Ayn Ali mim Muhammed yazıldı
- O dem yaratıldı dev ile peri
- Kaftan kafa hükmederdi herbiri
- Anların var idi bir sultanları
- Gayetten pehlivan pek zorba idi
- Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi
Vuruncağız Kaf'ı Kuf’i yıkardı
Cümle devler anın havfin çekerdi
Yedi iklim çar köşede az idi
- Üçyüz altmış arşın idi kameti
- Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
- Hiçbir kula benzemezdi heybeti
- Bakınca mağripten meşrık düz idi
- Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan
O zaman yoğidi dünyada insan
Gördü bağ içinde bir taze civan
Şad ü hurrem oldu güldü sevindi
Dev genci hemen yakalayıp yemek ister. Ama o kocaman dev nasıl olduğunu bile anlamadan kendini yerde baygın bulur. Yedi gün sonra ayıldığında, elleri
hurma dallarıyla bağlı ve gözleri kan içindedir. Dev önce kendi çevresinde ellerini çözdürmeğe çalışmışsa başaramamış. Sonra bütün peygamberleri dolaşmıştır. Aradan birkaç bin yıl geçmiş ve Muhammed peygamber zuhur
etmiştir. Dev çok perişan bir durumda onun huzuruna çıkar:
Muhammed der dev'e “Nedir ahvalin?
Sinende yaran var baglıdır elin
Vatanın neredir nereden gelin?
Eğlen de bir haber ver tezindi”
- Dev de der ki “Kaf dağıdır mekânım
- Dünyada yoğidi eşim nökerim
- Nice bin yıl ben bu derdi çekerim
- Kuşça canım kafesinden üzüldü”
- Muhammed der deve: “Nerde bağlandın?
Adın nedir bunca eğlenlendin?
Süleyman Nebi'ye Nuh'a varmadın
Elin baglı bin yıl daha gezindi''
- Dev de der ki “Rezputeş’tir adım
- Kaf'tan Kaf'a kadar hüküm ederdim
- Süleyman Nebiye Nuh'a uğradım
- Ne yaram onuldu ne bend çözüldü”
- Dev Muhammed'e yüzyirmidörtbin peygamberi dolaştığını, derdine çare bulamadıklarını ağlayarak anlatır. Muhammed yedi iklim padişahının
askerleriyle gelmeleri haberini salar. Herkes gelir toplanır. Muhammed sorar:
“Elini bağlayanı görsen bilin mi?
Eğlenme de şu orduyu gezindi”
Küçük büyük bu haberi duydular
Dellal koyup çarşı çarşı sordular
- Cümlesi de derildiler geldiler
- Hepsi devin karşısına dizildi
- Nice saatlar, nice günler geçer; herkes önünden dizi dizi gelir geçerse de dev bulamaz aradığı kişiyi. Sonunda Cebrail Tanrı'dan nâme getirir ve
Muhammed'in devin derdine derman olmasını ister. Bunun üzerine Muhammed Selman'ı çağırır:
Muhammed Selman'a gel dedi geldi
Aleme bir nurdur balkıdı doğdu
Selman'ın çigninde Ali'yi gördü
Dev Muhammed hırkasına dolundu
- Dev de Muhammed'e söyler pusudan:
- “İşte bu oglandı bana iş eden
- Yerde insan gökde melek yoğiken
- Duyar idim çok dev başın keserdi”
- Ali'm der “Dev'e olmaz irağbet
Dev adam eti yer bu nasıl âdet?”
Muhammed Ali'ye eyledi minnet
İşaret eyledi bendi çözüldü
(...)
Büyük küçük bu haberi işitdi
Sevdası serimden ayrılmaz her dem
Ruh aşinasıydık Elest gününden
İsm–i Ali kalb evine yazıldı (13)
Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in Yıldız dağında buluşup dem–devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatılmaktadır Kul Himmet’in köyü Varzıl'da. İrfan Çoban'ın derlediği söylenceye göre tarikatı yürüttükten, yani cem–cemaattan sonra Yıldız dağında üçü birlikte geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturur kendilerine sunulan bir tas balı yemeğe hazırlanırken Pir Sultan: “Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim!'' diye öneride bulunur. Diğerleri öneriyi kabul ederler.
Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri işaretini söyler. Önce Kul Himmet başlar; hal diliyle buyurur bir arı gelip balı yemeğe girişir. Hatayi: “Ey Kul Himmet, vızıltın kesilmesin,balını eller yesin!'' der. Bu, bir çeşit Kul Himmet'in geleceğinin görülmesi okunmasıdır. Yani, Kul Himmet vızıltın–sızıltın eksik olmayacak, kazancını da eller yiyecek, demek oluyor. Bugün Kul
Himmet evlatları arasında hiç kesilmeyen kavga–niza ve bu yüzden yüzden kazançlarını rüşvet olarak ona–buna yedirmeleri anlatılan olaya bağlanır.
Pir Sultan Abdal emreder; bir kıl takılır bala. Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın” dediği için o da ipe çekilmiştir.
Sıra Hatayi'ye gelince; bala el atar, bal tası münevver olur (aydınlanır). Kul Himmet ile Pir Sultan aynı anda: “Ey Hatayi, balın çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok
kazanmıştır, ama yemeye doyamamıştır. Hatayi evlatları şimdi de çok mal kazanır, ama hep ellere yedirirler.
Balı yerken söyleşen üç büyük âşık, sonra Yıldız dağından aşağı inerler. Temiz ve dupduru akan Kızılırmak'ta yıkanmak isterler. Önce Kul Himmet soyunup ırmağa girer, ırmak yarı kan rengi alır. Kul Himmet: “Vaah!”' der. Arkadaşları: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Şimir'in açtığı yaraya su değdi!'' Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, ırmak daha çok kanlanır. “Vaah!” der Pir Sultan. Arkadaşları ona “Ne oldu?'' diye sorarlar. O da, “Cude kızı Esma'nın elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni” der.
En son Şah Hatayi ırmağa girer ve su tamamıyla kızılkan akmaya başlar. Hatayi de “Vaah!”' diye inler. Öbürleri “peki sana ne oldu?'' diye sorunca, “Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi” diye yanıtlar Hatayi. İşte o zaman anlarlar ki Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan ve Şah İsmail Hatayi de Ali'dir. İşte o günden beri Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır. Bu söylence, Kalender Çelebi'nin “cümle âşık atası” üç büyük ozanın Yıldız dağı büyük Kızılbaş birlik toplantısında karşılıklı muhabbet ettiklerini açıkça göstermesi dışında, iki önemli olayı da vurgulamaktadır: Birincisi, dönemin Anadolu Alevi–Bektaşi–Kızılbaş toplumu Şah İsmail Hatayi'yi Ali olarak tanıdıkları ve onun donunda Ali'nin zuhur ettiğine inandıkları (Kızılbaş siyasetinin en önemli parçasıydı bu) gibi, Kul Himmet'i İmam Hüseyin, Pir Sultan'ı da İmam Hasan olarak öne çıkartıp değerlendirmiş ve büyük saygı göstermişlerdir. Otuzuna yaklaşmış bulunan Pir Sultan ile 17–18 yaşlarındaki Kul Himmet'e, henüz yirmiüçüne yeni girmiş Şah İsmail'i baba ve seçmiş onları kutsal aileden, Ehlibeytten saymışlardır.
İkincisi doğrudan Kızılırmak'ın, padişah fermanlarıyla katledilip içine atılan Kızılbaş yığınların kanlarının rengini almasının simgesel öyküsüdür.
Binlerce–onbinlerce Ali'lerin, Hasan ve Hüseyin'lerin bu ırmağa karışmış kanlarına dolaylı göndermedir.
Yine Kul Himmet bir düvazimam nefesinde, yardıma çağırdığı Muhammed Ali ve Oniki İmamları zikrederken üç ozanın adını birlikte anıyor. Hatta ilk dörtlükteki “Bastığın topraklar derman derdime” dizesini, doğrudan Şah İsmail'in Yıldız Yaylasına gelişiyle ilgili görülebiliriz. Anadolu'nun her yöresinden gelen Alevi önder ve dedelerinin, Hacı Bektaş Dergâhının başında bulunan Balım Sultan'ın(14)emsilcisi olarak
Kalender Çelebi'nin de katıldığını düşündüğümüz bu büyük toplantıda, Dergâhın başını çektiği siyaset, Anadolu'da yaşayan –özellikle Osmanlı
ülkesinde oturan Alevi–Kızılbaş Türkmenlerin kendi toprakları “dertlerine derman'' olacağı gerçeğidir. Yani Kızılbaş devleti İran'da kurulup, Şah'ın Tebriz'den Küçük Asya'yı yönetme siyaseti eleştirilmiş ve Kızılbaş Safevi siyasetinin derhal değiştirilmesi arzu edilmiş. Kızılbaş ihtilalini gerçekleştiren kaynağa, yani başın gelip gövdenin üzerine oturması gerektiği tartışılmıştır. Kul Himmet'in sözünü ettiğimiz düvazimam nefesinin birinci ve sonuncu dörtlüklerini konumuzla çok yakın ilgisi dolayısıyla aşağıya alıyoruz:
Siperimde verdin bunu yedime
Yetiş car günleri Ali Muhammed
Bastığın topraklar derdime derman
Yetiş car günleri Ali Muhammed
(...)
Kul Himmet Hatayi Pir Sultan geldi
Kur'an Muhammed'e kandilden indi
Mucizatın gören bu dine indi
Yetiş car günleri Ali Muhammed
5. Kul Himmet’in Pir Sultan Abdal Ve Hacı Bektaş Dergâhıyla Yakından İlişkisi
Kul Himmet, aralarında on yıl kadar yaş farkı bulunan Pir Sultan Abdal'ın talibidir, ondan el almıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi, onun şiirlerinde
Şah'ların övgüsü; Kızılbaş Safevi devleti yönetiminde Kızılbaş Türkmenlerin, yani Ehl–i İhtisas
kurulunun etkili olduğu ve iktidar onların elinde bulunduğu dönemlere rastlar. Safevi soylu olmasına rağmen katıksız bir Rumlu (Anadolulu) bir Alevi–Kızılbaş ozanıdır ve Hacı Bektaş Veli Dergâhına bağlıdır.
Şiirlerinden birine sıkıştırdığı şu dörtlük, Safevi Şah'lardan ne kadar yarar geleceğini ve onlara ne kadar güvenilebileceğini göstermesi bakımından
önemlidir:
O nedir ki içe içe (i'yden i'yye?) ayıla
Yiye içe yakasından soyula
Şah'ın sofrasında karnın doyura
Kendi eliyle ağu içmiş gibidir
Kul Himmet Dede Pir Sultan Abdal'dan el almış, ona bağlanmıştır. Pir Sultan’ın bağlı olduğu Balım Sultan da mürşidi olmaktadır. Pir'inin
eşiği onun kıblegâhıdır:
Bir sözüm vardır tutana
Er odur Hakk'tan utana
Kul olmuşuz Pir Sultan'a
Eşiği de kıblegâhtır
Üstadının Pir Sultan olduğunu söylediği beş kıtalık bir şiirinde, Hacı Bektaş dergâhının pirlerinden ve ona bağlı erlerden–evliyalardan imdat
istemektedir:
Hükmünü geçiren hep cümle nasa
Eteğin tutanlar görmedi gussa
Seyyid Hasan oğlu hem Abdal Musa
Zahirde batında sen imdat eyle
- Rumeli'n fethedene ey gerçek Veli
- Tahta kılıç tutar hem batın eli
- Alemlerin kutbu Şah Kızıl Deli
- Zahirde batında sen imdat eyle
- Eşiğine yaslanır gerçek erler
Niyaz edip yüzün yerlere korlar
Rumeli'nde yatan erenler pirler
Zahirde batında sen imdat eyle
- Evlad–i Ali'nin oldu şahbazi
- Cümle erenlerin şahbazı bazi
- Sultan Şüca Baba Seyyid–i Gazi
- Zahirde batında sen imdat eyle
- Eydür Kul Himmet üstadım Pir Sultan
Hem Küçük Yatagan Büyük Yatagan
Erenler celladı ya Hacim Sultan
Zahirde batında sen imdat eyle
Kul Himmet 1533'de yazdığı ve yukarıda sözünü ettiğimiz şiirinde, övgüsünü yaparken hatırı–hürmeti için Ali'den
yardım istedikleri arasında serçeşme Hacı Bektaş Veli, Kadıncık Ana, Kızıl Deli ve Balım Sultan'ı da görmekteyiz:
(...)
Hazreti Fatma'nın Hatice Ana'nın
Sultan Çıgırtkan’ın Kadıncık Ana'nın
(...)
Oğlunu kurban veren Halil'in
Urum'da Sultan Kızıl Deli'nin
Serçeşme Hacı Bektaş Veli'nin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Semud dillerinde söylenir adın
- Mevlam hod yaratmış cümle mevadin
- Balım Sultan ile Kara Pirbad'ın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Pir Sultan Abdal'ın, Kalender Çelebi'nin önderlik ettiği büyük Alevi–Kızılbaş başkaldırısının bastırılmasından (1527–28) sonra
Rumeli'nde gizlendiği dönemde Kul Himmet, bu ayrılık yıllarını büyük bir özlem içerisinde şiirlerinde dile getirmiştir.(15) Nice sefil ve mazlumların boyunlarının urganda olduğu, asıldığı dönemde o Pir'inin başına bir iş gelmiş olmasından korkmaktadır. Bu nedenle Oniki İmam'a, Allah–Muhammed–Ali ve erlere evliyalara yalvarıp yakarmaktadır:
Gece gündüz intizarım Pir'ime
On'ki İmam seher vakti sen yetiş
Kanım kaynar Ehl–i Beyt'in yoluna
On'ki İmam seher vakti gel yetiş
(...)
Tavus kuşu cevlan kurar bu demde
Çekmişler Mansur'u dar'a meydanda
Nice sefillerin boynu urganda
On'ki İmam seher vakti gel yetiş
- Kul Himmet der Kulhüvallahü ahad
- Cesedimde can kalmadı bu saat
- Dün ü günü virdim Ali Muhammed
- On'ki İmam seher vakti sen yetiş
- Sonra "Allah bir Muhammed Ali diyerek" Pir'inin derdine düşüyor ve onu göremediği için çok dertli olduğunu söylüyor. Oniki İmamlardan, Velilerden peygamberlerden, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde yatmakta olan erler–evliyalardan yardım diliyor. Oniki İmamlar dahil olmak üzere 44 kişi ve yer adı geçmektedir. Kul Himmet'in bütün buraları dolaşmış ve bu erlerin mezarlarını ziyaret etmiş olması büyük olasılıktır. Ve yine olasıdır ki, kendisi de Pir'i gibi uzun süre izini kaybettirmiştir.
Balım Sultan ile Hacı Bektaş Veli'yi de ayni dörtlükte zikrediyor Kul Himmet. Yine “Bugün bize Pir geldi” dizesiyle başlayan, çok tanınmış ve Cemlerde okunan uzun Tevhid semahı nefesinde de Hacı Bektaş'ı Ali ile eşleştirirek onu Pir olarak görüyor. Pirlik tacını Kızıl Deli'ye verdiğini söylerken, Hacı Bektaş'ı Pir bilip hizmetini görenlere de bağlılığını gösteriyor:
Her sabah her sabah ötüşür kuşlar
Allah bir Munammed Ali diyerek
Bülbül de gül için figana başlar
Allah bir Muhammed Ali diyerek
(...)
Dört kitap yazılıp dört dine düştü
Kur'an Muhammed'in virdine düştü
Kul Himmet Pir'inin derdine düştü
Allah bir Muhammed Ali diyerek
.....
Mekân mı tuttun sen gurbet illeri
Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
(...)
Niyaz kılın Pir Sultan'a Pir'ime
Her kul dayanır mı böyle zulüme
(...)
Kızıl Deli imdadıma gelindi
Şah–i Haydar ahvalimden bilindi
Çoban Baba'ya garibi sorundu
Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
(...)
Abdal Musa kalemini çalınca
Çok çağırdım üşermedi yalınca
Hesabımız görek Mehdi gelince
Göremedim Pir'imi dertliyem dertli
(...)
Uyan Balım Sultan halim pek yaman
Hacı Bektaş Veli göndersin iman
Benim güttüğüm yol Sahib–i Zaman
Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
- Görelim yitiği buldu Kul Himmet
- Yerden gökten evvel Ali Muhammed
- Bendenin sorduğu bir zat–i sifat
- Göremedim Pir'imi dertliyim dertli
Pir dediler Ali'ye
Hacı Bektaş Veli'ye
Hacı Bektaş tacını
Verdi Kızıl Deli'ye
- Kızıl Deli tacımız
- Şah Ahmet miracımız
- Karac'Ahmet gözcümüz
- Yalıncak duacımız
Kul Himmet üstadımız
Bunda yoktur yadımız
Şahı Merdan aşkına
Hak vere muradımız
Bir başka şiirinde Kul Himmet, piri ve ustadı, efendisi Pir Sultan'ın cemalini Hacı Bektaş Dergâhı'nda görmeğe gittiğini anlatıyor. Adını
vermemekle birlikte, bir talibin piri için gösterdiği büyük saygı ve taparcasına sevginin dışavurumu olan bu şiiri Pir Sultan'a yazmıştır. Muhammed–Ali'nin Hasan Hüseyin'in nurunun onun yüzünde
parıldadığını; Pir Hacı Bektaş Veli'nin ve evlatlarının (Balım Sultan ve Kalender Çelebi) kendisine yar ve onların huzurunda ikrar verip musahib olduğunu anlattığı kişi Pir Sultan'dan başkası olamaz. Cahit Öztelli'nin “belki de bu Şiir Pir Sultan için yazılmıştır'' (C. Öztelli: Pir Sultan'ın Dostları, s. 144–145) sözündeki “belki” bir fazlalıktır.
Ayrıca Şah'ın gizli sırlarını da onun taşıdığını söylemektedir. Bizce burada Kul Himmet “Şah” sözcüğüyle, Ali'ye gönderme yapmıyor; doğrudan Şah İsmail ile Dergâh arasında Pir Sultan'ın elçilik yaptığı, “gizli sır taşıdığı” anlamı çıkmaktadır.
Kul Himmet'e göre, Pir Sultan Fatıma Ana kadar cömert; hem kitap bilgisine, hem de gizli bilimlere sahip ve cümle âşıkların
önünde eğildiği şiir ustasıdır, yani secde edilen bir ozandır:
Efendim cemalin görmeğe geldim
Muhammed Ali'nin nuru sendedir
Ayağına yüzüm sürmeğe geldim
Hasan Hüseyin'in nuru sendedir
- Ervah–ı ezel’de kandilde nurdur
- Hacı Bektaş Veli Pir sana yardır
- “Lahmike lahmi” ikrarın vardır
- Şah'ın pinhan olan sırrı sendedir
- Fahri alem Elif taci giyindi
Kırkların ceminde saki can idi
Serden baştan geçip mest uryan idi
Yedi ehl–i irfan hali sendedir
- Fatima Ana'sın cömert ganisin
- İrahmet deryasi gevher kanisin
- Cümle âşıkların secdegahısın
- İlm–i Ledün ilm–i kitap sendedir
- Zühre yıldızını alnında gördüm
Cavidan okursun her seher virdim
Kul Himmet Dergâh'a yüzümü sürdüm
Muhammed mirac nutku sendedir
Kul Himmet olasadır ki, bir muhib can ile şiir göndererek Pir Sultan’a kendisini görmek, eşiğine yüzünü sürmek istediği haberini iletmiştir. Bu
dileğin karşılığı olarak Pir Sultan'ın Kul Himmet’e hitaben yazdığı bir şiir bulunmaktadır. Sanıyoruz ki, Kul Himmet yukarıdaki şiirini, “gelsin” buyruğunu alıp, onu ziyaret ettiği sırada
yazmıştır. Pir Sultan Abdal, Kul Himmet'e selam gönderip hal diliyle, bakalım hangi koşulları yerine getirdikten sonra gelmesini istiyor:
Bizden selam et Kul Himmet kardaşa
Vücudun şehrini gezsin de gelsin
Yedi kat yer ile yedi kat göğün
Onun manasın versin de gelsin
- Benim aradığım Hazreti Ali
- Altından dökülmüş düldülün nalı
- Kırk arşın kuyudan çıkar mı yolu
- Yolun tedarikin gürsün de gelsin
- Dervişlik dediğin bir kolay iştir
Ali'nin gördüğü mübarek düştür
Canı yok cismi var? bu nasıl kuştur
Bu kuşun dilinden bilsin de gelsin
- Derviş dediğin arıdır özü
- Araya mı gitti garibin sözü
- Demirin üstünde karınca izi
- Karanlık gecede görsün de gelsin
- Pir Sultan Abdal'ım özümüz dar'da
Seni sakınırım ağyar nazarda
Çıkmadık can kazılmadık mezarda
Cenaze namazın kılsın da gelsin
Bizce bu şiir bir takım tasavvufi gizemleri içerdiği kadar, Kızılbaş siyasetinin gizlerini de taşıyor. Belki birlikte bir yere
gideceklerdir; yol tedariğini görmesi isteniliyor. Hatta savaş içinde ve tehlikede olduklarını belirleyen kapalı söylemler var. Bize göre üçüncü dörtlüğün üçüncü dizesinin aslı, “Canı yok cismi var bu nasıl kuştur'' olmalıdır; kuşkusuz yirmi yüzyılın başlarında uçmaya başlayan cansız kuş, yani "uçak" kastedilmiyor! Bu cansız uçan cisim oktur. Kul Himmet'in ok ve yayın dilinden anlaması, yani nasıl kullanılacağını öğrenmesi gerektiğini söylüyor. Bir sonraki dörtlüğün son dizeleri,
çok kuvvetli mecazi anlam taşımaktadır: Kul Himmet'in çevresini büyük kuşku içinde karanlıkta karınca izini görecek kadar araştırması ve önlem almasını istemektedir. En sonunda ise, “Seni düşmanın gözünden sakınır, korurum, ama yine de ölümü göze alarak gel” diyerek, yaşamın tehlikesini belirtiyor. Ama Kul Himmet, yukarıdaki şiirinde görüldüğü gibi, tehlikeye aldırmadan ve canını hiçe sayarak Pirinin cemalini görmeğe gitmiş, ayaklarına yüz sürmüştür. Daha sonra ondan
müşküllerinin halledilmesini isteyecektir:
Aman mürvet bir müşkülüm var benim
Nacinin gittiği doğru yol nedir
Besmeleden sonra tanrı kelamı
Kudret kaleminde tutan el nedir
- Kur'an–ı azim gökte mi yazılmıştır
- Yoksa yeryüzünde hoca yazmıştır
- Kangi ay kangi gün nazil olmuştur
- Getirip de haber veren kul nedir
- Yüzyirmi dört bin peygamberden evveli
Kurulmadan şu dünyanın temeli
Ay gün yayılmazdan evveli
Mağriptan maşrika doğan nur nedir
- Kamilim sanmadasın birini
- Bilir misin kamillerin pirini
- Pirim Muhammed Ali’nin nurunu
- Neden halk eyledi kudret el nedir
- İnceden incecik kurdular yolu
Kime mürşid kime rehber demeli
Dört kitapta yazılmadan evveli
Aslımıza cevap veren dil nedir
- Yer gök yapılmazdan evvel nur idi
- Hak Muhammed Ali anda var idi
- Sırrı buy eyleyip hem settar idi
- Bu meydanda hazır olan er nedir
- Kul Himmet aşk ile aklım şaşırdım
Kudret lokmasını anda pişirdim
Kim kesti kim biçti kime giydirdim
Hırka ile tacı diken el nedir
Pir Sultan Abdal’ın, bu müşküllerin yanıtlarını içinde verdiği şiiri günümüze ulaşmamıştır. Ama Kul Himmet Dede'nin kendi
talibi Kul Hüseyin'in müşküllerine verdiği yanıtları biliyoruz. Kul Hüseyin soruyor, Kul Himmet de dörtlük dörtlük yanıtlıyor. Kuşkusuz Pir Sultan ile Kul Himmet arasındaki ilişki aynı aydınlatıcı düzeydeydi.
Görelim Kul Hüseyin'in müşkülleri nelerdir ve mürşidi Kul Himmet nasıl çözümlemiş:
Mürşid isen müşkülümü halleyle
Neden hasıl oldu güruh–u Naci
Beni yasda gamda bırakma söyle
Evvel tatlı neydi sonrası acı
- Hakkın gevherinden arşın nurundan
- Andan hasıl oldu gürüh–u Naci
- Hak sana bir evlat ederse ihsan
- Verince tatlıdır alınca acı
- Hak verir kısmetim benim gıdamı
Kesmezem dilimden bar–i Hüdamı
Yoğurmazdan evvel Cibril Adem'i
Hem Adem yoğiken kim idi hacı
- Değme arif bu sözümü bile mi
- Münkirler ne bilir sırr–ı Alemi
- Yoğurmazdan evvel Cibril Ademi
- Ruhlar idi Hakla bulunan hacı
- Arif arif ile gönül katmadan
Hak taala bu dünyayı yapmadan
Selman dahi o Kırklar’a yetmeden
Ya kim idi Kırklar’daki duacı
- Arif arif ile gönül katmadan
- Kırklar iyan olup semah tutmadan
- Selman dahi ol Kırklar’a yetmeden
- Ali idi Kırklar’daki duacı
- İnsan fehmeyleyip kendin bilmeden
Havva ana gelip hamil'omadan
Arıtıp da kalb evini silmeden
Kim idi göklerde dar çeken bacı
- Çekilip giderken mirac yolunda
- Rastgelip de sekiz uçmak evinde
- Cennet evlerinde elma dalında
- Fatma Ana idi dar çeken bacı
- Ezelden beri sırullah sır idi
Müminleri kalbi dolu nur idi
Ne körüğü ne çekici var idi
Neden hasıl oldu Ali kılıcı
- Ben günahkar kulum söylerim allah
- Nur örtülü kara donlu Beytullah
- Körüğü gülbengdir çekic'eyvallah
- Andan hasıl oldu Ali kılıcı
- Özün tastik edip tevekküle gel
Şu dünya fanidir evvel ü ezel
Yüz yigirmi dönt bin nebiden evvel
Kim giydi başına al nurdan tacı
- Gerçek erenlerin incedir yolu
- Sen seni sanmagil divane deli
- Yüz yigirmi dört bin nebi evveli
- Fahr–i Alem giydi ol nurlu tacı
- Kul Hüseyn'im aydur evveli yandın
Hakka ikrar verdim kandım inandım
Kul Himmet kendini arif mi sandın
Di bana nerdedir dünyanin ucu
- Kul Himmet'im aydur yeter bu sözün
- Söyletme Hüseyn'im açıktır gözüm
- Bir sağıma baktım bir sol omuzum
- Kamile yakındır dünyanın ucu
- 6. Kul Himmet’in Gezdiği Yerler Ve Hakkında Anlatılan Söylencelerdeki Tarihsel Gerçekler
Kul Himmet'in, yukarıda bazi dörtlüklerinden örneklerini verdiğimiz ve yardım istediği, ziyaretinde bulunduğu erler–evliyalardan
söz etmektedir. Onun zamanında kimisi yaşamakta olan, ama çoğu çoktan Hakk'a yürümüş ve yatırlarıyla tanınan bu Alevi–Kızılbaş
İmam ve ermişleri Horasan'dan–Erdebil'den Balkanlara, Irak ve Suriye dahil tüm Küçük Asya'yı kapsayan geniş coğrafya yüzeyinde bulunmaktadırlar. Büyük çoğunluğu Anadolu'da ve kırsal
bölgelerdedir; bugün de bu yatırlar Aleviler tarafindan kutsanmakta, ziyaret edilmektedir. Ama onun, “Şah–i Merdan ile gezdigim yerler” bağlamlı 24 kıtalık bir şiiri var ki, içinde 50'den fazla ülke, şehir, kasaba, coğrafi bölge, dağ, ova, ırmak, çöl vb. adlar geçmektedir. Aşağıya bazı dörtlükleri alarak, içindeki Şah–i Merdan Ali'siyle, yani Ali yolunu sürmek, Alevi–Kızılbaş inancının propagandasını yapmak için nereleri dolaşmış ve gezip görmüş olduğuna bir göz atalım:
Onsekiz bin alemi gezip seyreder
Şah–i Merdan ile gezdiğim yerler
Kah bir mekân gelir bir mekân gider
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
(...)
Bak şu silsileden sohbet edene
Temaşa kıl dünyaya gelip gidene
Karaman Kırşehir gölü Adana
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Gayet sıcaktır ağır havası
- Katarlanmış gider atı devesi
- Amasya Çorum Merzifon ovası
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kayseri'de Erciyes dağlar ulusu
Bozoğlan Bulanık Bulgar yalusu
Hemdinli ve Karadeniz yalusu
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
(...)
Kudrettendir Kiloğlu'nun feneri
Kafir kırmak azizlerin hüneri
Kızılelma Akdeniz'in kenarı
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Düldülü incitir Ali'nin zoru
- Ona karim olmaz alemin varı
- Sof(i)ya Bulgaristan'ın kenarı
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yarlar
- Nur ile doludur Kerbela vari
Orda şehit oldu imamlar serveri
İlbazlı iklimi Dımışki şarı
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Giydiği al yeşil nurdan eyeri
- Mekke Medine Arap diyarı
- Şah–ı Merdan'ın bindiği küharı
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Serendib'de Adem atanin izi
Arafat'ta güzel koçun boynuzu
Tur dağında Çin–i Maçin’in yüzü
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
(...)
Çarh–i Musul yüce dağların çoğu
Suları çağlar hoş bahçası bağı
Hey Saatçukuru gel Ağrı dağı
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Cem kuruldu âşık nefese başlar
- Kim estirir yeli bre kardaşlar
- Tozan Canyaylası dağ ile taşlar
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Acel gelip biz göçmeden fenadan
Nasibimiz versin Mevlam yaradan
Bağdad Kerbela Erdebil Hemedan
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Yaradan bilir gizlimi saklımı
- O yürütür daim benim aklımı
- Hind Horasan ile Irak iklimi
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Oniki İmama kast eyledi Mervan
Kim yayar kudret devesin seyran
Karabağ Gence Şemahı Şirvan
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kahi Elburz dağın aşıyor yolu
- Dertli dertli öter seher bülbülü
- Kilbarak'tan beri Kemkeşan eli
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- (...)
- Ben Derviş Himmet’im derdim bir tümen
Denizlerin taş–i lali bir semen
Şah Necef iklimi Hindistan Yemen
Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
Yaşamı boyunca çok gezmiş Kul Himmet. Büyük olasılıkla bir süre de Şah İsmail'in Kızılbaş ordusunda bulunmuştur. 1511 Şah Kulu başkaldırısından
1527–28 büyük Kalender Şah halk hareketine kadar Anadolu'da en az 6 Alevi–Kızılbaş başkaldırısı içinde bulunmuş olan Kul Himmet yaşamını, Anadolu Kızılbaş (İran Safevi değil) siyasetine adamıştır.
İran Kızılbaş Safevi yönetiminde Anadolulu Kızılbaşların (Ehl–i İhtisas kurullarının) egemen olduğu dönemlerde şiirlerinde Şah'ları çağırışı aynı siyasetin doğrultusuydu.
Türkçeyi en anlaşılır ve en etkileyici biçimde kullanarak yazdığı, coşku ve duygu dolu olduğu kadar, didaktik (öğretici)
şiirleriyle yaşamı boyunca davasına hizmet etmiştir Kul Himmet. Koğuşturmalara uğramış, zindanlara kapatılmış ve bir sınırı belli olmayan bir sürgün ve kaçak yaşamı sürdürmüştür. Onun içindir ki, “Makamı sır olan koca Kul Himmet” diye tanınır ozanlar arasında. Ömrünün son dönemini bugün mezarının bulunduğu Tokat'in Almus ilçesine bağlı Varzıl (Görümlü) köyünde geçirdiği anlaşılıyor. Köyde Kul Himmet'in burada yaşadığı dönemde baskın yapılıp, ailece kesildiklerine dair bir olay anlatılmaktadır. Aynı köyden olan İrfan Çoban’ın, Kul Himmet soyundan Şahinoğulları'ndan derlemiş olduğu bir söylencedir bu:
"Osmanlı hükümeti tarafından Kul Himmet'in ve ona bağlı yaşadığı köyün ortadan kaldırılıp dağıtılması emri verilmiştir. Bu buyruk üzerine
Sivas'in Tozanlı sancağından Osmanlı askerleri gelip, köyü basmış. Kul Himmet ailesini kesmişler. Yalnız çok küçük olan bir torununu alıp götürmüş ve Tokat'a yakın Zodu (Kurucak) köyüne yerleştirmişler.
Beşinci torunu Yakub'u ise annesi, ya da köyden kadının biri fırsatını bulup, çocuğu kaçırarak Ekseri (Egridere) köyünde saklayıp büyütmüş. Bu baskın sırasında Kul Himmet'in çocukları babalarına ait
kitapları toprağa gömüp, üzerine ateş yakarak onları kurtarmışlardır. Kitaplardan birisi 'Yanık kitap' adıyla anılan 'Faziletname'dir. Daha sonra Hacı Yakub adıyla tanınmış bir pehlivan olan bu çocuk
babasının dedesinin öcünü almıştır." (İrfan Çoban: Kul Himmet. Tokat 1997: 28–30)
Köyü ziyaret eden Cahit Öztelli, ise bu baskını Şöyle anlatmaktadır:
"Almus (bugün ilçe, eskiden köy idi) halkı ile Varzıl (Kul Himmet'in köyü) halkı birbirini hiç sevmezlermiş. Çekişip dururlarmış (her halde
mezhep ayrılığından olacak). Almuslular Kul Himmet ailesini kesmişler. Bir tek Yakup kalmış. Bir kadın bu çocuğu Ekseri (Egridere) köyüne kaçırmış..." (C. Öztelli, agy. s.30)
Kendisi köyü ziyaret ettiği halde bu bilgiyi, daha sonra öğretmen Halis Cinoğlu göndermiş. Görülüyor ki, kendini hükümet adamı gibi gösteren
araştırmacılara Alevi halk güvenip açılmıyor; ya bilgi vermiyor ya da gerçeği saklıyor. Burada görüldüğü gibi,
Kul Himmet ailesinin kesilmesi iki köyün arasında mezhep ayrılığından çıkan kavga yüzündenmiş gibi gösteriliyor. Bunu sadece Cahit Öztelli'nin yorumu ve onun böyle göstermiş olacağını düşünmüyoruz. Öyle
anlaşılıyor ki, bugün de devletin Kızılbaşlara karşı tutumunda bir farklılık görmeyen Kul Himmet'in köyünde yaşayanlar, korktukları için öyküyü değiştirip sunmuşlardır. Ayrıca akıllarınca, hakkında kötü konuşulmasın diye Kul Himmet'i devlete (Osmanlı'ya) karşı göstermemek ve
onu aklamak istemişlerdir. Hacı Yakup öyküsü bile bu maksatla yaratılmış görünüyor; onu İstanbul'a göndermiş, sarayda çalıştırmış ve hatta Padişah'ın yaveri bile yapmışlar. Yakup orada bir Rus pehlivanını yenince Padişah’ın iyice gözüne girmiş. Padişah onun isteğini kabul ederek, eline bir ferman vererek, önce hacca sonra da dedesinin memleketine göndermiş. O da ateş altında saklanmış Kul Himmet dedesinin kitaplarını bulup, köyü yeniden kurarak şenlendirmiş.
Öyle anlaşılıyor ki, Osmanlı askerleri –büyük olasılıkla Almusluların ihbarıyla– köyü bastıklarında Kul Himmet evinde
bulunmuyordu. Gezideydi ve belki talipleri arasındaydı ve belki de baskından önce kaçırılmıştı. Kul Himmet, aşağıda açıklayacağımız olayın geçtiği tarihe göre, bundan en az 5–6 yıl sonra yaşama gözlerini
yummuştur.
Kul Himmet'in şiirlerinde Fazilet–nâme'de geçen Ali'nin erdem ve kerametlerinden yarattığı daha önce bir
örneğini geçtiğimiz destanlar ve şiirlerin pek çoğu günümüze gelmiştir. Aşağıya aldığımız Ali'yi anlattığı nefesinde ise Kul Himmet Yemini'nin “Fazilet–nâme”sinin hemen
hemen tam bir özetini yapmıştır. Bu şiir ve destanlar “Yanık kitap” olayını doğrulayan kanıtlar olabilir.
Benim pirim Şah–i Merdan Ali'dir
Âşıklar carına yetenden medet
Şahadet parmağınan Hayber Kalesi'n
Kaldırıp hışmınan atandan medet
- Cimcime haberin Kerkez'den alıp
- Kul edip özünü zulmata salıp
- Beşikte ejderi oniki bölüp
- Ağ devin bendini çatandan medet
- Onlar imiş zahir batın duruldan
Bin bilirsen bir haber al birinden
Yetmiş kere öldürüp de dirilten
Nusayri destini dutandan medet
- Kuduretten hun karışmış hununa
- Onlar girer zahir batın donuna
- Asuman yüzünde arslan donuna
- Resul'un önüne yatandan medet
- Kul Himmet'i aşk meyinden kandıran
Bir kıya bakışla beni yandıran
Üç yüz yıldan sonra nişan bildiren
Selman'a nergisi sunandan medet
“Yanık Kitap” olayı olarak günümüze ulaşan Kul Himmet köyünün basılıp, ailesinin öldürülmesi ve köyün dağıtılmasının tarihini belirleyecek iki önemli belge bulunmaktadır: Birincisi, Padişah 3. Murad'ın 1576 yılında, Rafiziliğe ilişkin kitaplara el konulması hakkında Çorum Beyine ve Ortapare Kadısına gönderdiği ferman; bu fermanda “Kızılbaş Diyarı”ndan getirtildiği ihbar edilen 34 kitabın derhal toplatılıp yok edilmesi; getiren kişilerin ve alıp okuyanların tutuklanması bey ve kadılara emredilmektedir. Bu fermanla ilgili olarak yapılan ihbar üzerine Varzıl köyü basılmış ve Kul Himmet ailesinin evi aranmış; ancak köyün basılacağı önceden haber alındığı için toprağa gömülüp, üzerinde büyük bir ateş yakılarak, hem kitaplar hem de Kul Himmet kurtarılmış olabilir.
Köyün bu birinci basılışı Kızılbaş kitaplarıyla ilgilidir. Çünkü, bölgeye aynı padişah tarafından gönderilen ikinci buyruk tamamıyla Kızılbaş inanç ve
siyasetine ilişkin ve bu bağlamda, yani köy Kızılbaş ve üstelik Kul Himmet’in köyü olduğu için basılıp dağıtılmış. Büyük ozanın aile bireyleri öldürülmüştür. 1583 tarihli bu Ferman'da Amasya kadısı ve
beyinin, ayrıca Çorum, Zile, Turhal, İskilib, Osmancık Artukabad, Hüseyinabad, Güleş, Ortapare, İnabazarı, Mecitözü, Kazabad, Katar, Karahisari, Demürlü ve Havsa kadılarının, buralarda yaşayan Kızılbaşların
cezalandırılması buyurulmaktadır. Osmanlı padiahı 3. Murad'ın bu buyruğunda yer alan söylemler, hükümlerin Kızılbaşların yaşadığı bütün bölgeleri kapsadığını açıkça göstermektedir. Özetle şunlar söylenmektedir:
“Buralardaki Kızılbaş topluluklarının Ebubekir, Ömer ve Osman'a hakaret ettikleri ve çocuklarına adlarını vermedikleri; Sünnileri
‘Yezit!’ diye çağırdıkları; namaz ve oruç bilmedikleri; geceleri hep biraraya gelip birbirlerinin avratlarını ve kızlarını kullandıkları öğrenilmiştir. Ayrıca İran'dan gelen bazı halifeler çizme ve
urba getirip dağıtıyor ve birbirlerini ziyaret ediyorlarmış. ‘Resul Halife ve Celal Halife gibi, biz de durmayalım ayaklanalm!’ diyenler varmış.”(16)
Görüldüğü gibi Kızılbaşlara genel bir baskı, sürgün ve önde gelenlere kıyım uygulaması yapılmıştır bu ikinci fermanla. O yıllarda, ezici çoğunluğun
Kızılbaş olduğu bu bölgelerde, fermanda belirtildiği üzere bir ayaklanma hazırlıklarının var olması olasılık dışı değildir. İran'dan gelen halifelerin Kul Himmet ile görüştükleri ve ilişkilerinin olduğu
muhakkaktır; yaşlı Kul Himmet'in öğüt ve önerilerine gereksinimleri vardır.
Bu fermanın çıkartıldığı tarihten 3–4 yıl sonra İran'da, Muhammed Hüdabende'nin son yıllarında yönetimde yeniden güçlenmeğe başlayan Türkmen
beylerinin Şah Abbas'a Kızılbaş tacını giydirmişler ve yeni bir umut belirmiştir Kızılbaş toplulukları için. İşte bu kısa dönemin Anadolu'ya yansıması olarak, bir takım siyasal hareketlerin başladığı ve
başkaldırı hazırlıklarının olduğu rahatlıkla düşünülebilir. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu kısa dönemde Kul Himmet'in bazi şiirlerinde Şah Abbas'ı övdüğünü biliyoruz.
7. Kul Himmet'in Hacı Bektaş Veli Dergâhı'na Bağlılığı
Kul Himmet, yukarıda verdiğimiz şiir örneklerinde de görüldüğü üzere, Hacı Bektaş Veli Dergâhı ve dergâhin pirleri, yani postnişinlerine bağlıdır. Hatta
ilk dörtlüğü;
Mansur gibi dar’a vardığım zaman
Ol zaman konuştum üstazımınan
Pir'in divanına durduğum zaman
Niyazbend danıştım üstazımınan
olan uzunca bir nefesini, Hacı Bektaş Dergâhı'na varıp, orada postta oturan Evlad–ı Resul (Burada Peygamber evladı olarak nitelediği Kalender
Çelebi olmalıdır) dediği Pir’e ikrar vermek gerektiğini söyleyerek şöyle bağlamaktadır:
Hacı Bektaş Dergâhına varalım
Evlad–ı Resul'ü anda görelim
Kul Himmet'im Pir'e ikrar verelim
Şükür necat buldum üstazımınan
Kalender Çelebi'nin şiirlerinden birinde üç büyük ozanın adını dörtlük sonlarında yineleyerek kullandığını başta vermiştik. Hatayi'nin de bir
şiirini Kalender üzerine yazmış olduğunu biliyoruz. Buna karşılık, ne Pir Sultan Abdal'ın ve ne de Kul Himmet'in nefeslerinin hiçbirinde Kalender Çelebi'nin doğrudan adının geçmemesi, bizce 1527–28
büyük Alevi–Kızılbaş başkaldırı hareketinin önderi olmasından kaynaklanıyor. Başkaldırının ezilmesi ve Kızılbaş kırımıyla son bulması, ozanların –ilişkilerinin ortaya çıkmasından korktukları için–
onun adı geçen şiirleri yok etmeye, değiştirmeye sevketmiş olabilir. Celaleddin Ulusoy, Yedi Ulular adlı yapıtında (s.199),
“şiirlerinde Hacı Bektaş Veli Dergâhına ve onun ilkelerine içtenlikle bağlı olduğu, deyişlerinin Bektaşi yolunun öğretici nitelikte bulunduğu
gözönünde tutulursa, Pir Sultan gibi Kul Himmet'in de Kalender Çelebi ile yakın işbirliği yapmış olduğu yolundaki söylentilerin gerçekliği düşünülebilir”
demektedir. Ulusoy, Hacı Bektaş çevresinde varlığı bilinen ve Kul Himmet, Pir Sultan, Kalender Çelebi ilişkisini ortaya koyan söylentilerin neler olduğu
ve mahiyeti hakkında bilgi vermiş olsaydı, daha çok şeyler aydınlğa çıkabilirdi.
Son olarak Dede Kul Himmet'in Ali yolunu anlatan ve talibe yol gösteren, öğütler veren; sonunu ise candan bağlı bulunduğu ve hak saydığı piri Pir
Sultan ve Hatayi'nin adlarıyla bağladığı uzunca nefesini sunalım. Sanki şiir bu üç büyük ozan tarafından yazılmış duygusu veriliyor. Sanki Kul Himmet aydınlandığı, nasip aldığı ve her bakımdan etkilendiği iki
büyük ozanı, bu önemli nefese ortak ediyor:
Gel gör Şimdi gerçeklerin zatını
İnkar edenin tebdil eder sıfatını
Mümin har(i)ce vermez zürriyetini
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Bu vasiyetler Ali'nindir Ali'nin
- Cemali gerçektir pirim Veli'nin
- Kusuruna kalmayacak kulunun
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Talip olan durur ahd u peymana
Özü haktır kalbi gitmez gümana
Zerre günah işlese yatar tercümana
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Müminler günahın eline alır
- Meşayih kavlinde doğruya gelir
- Kahrı kime etsen lütf ona olur
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Talip oldur evliyayı hak saya
Hem sırrını kalb evinde saklaya
Özünde benlik komaya paklaya
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Mümin ziyareti erin nazarı
- Daim gerçek ile eyle pazarı
- Erkân yerinedir Pirin nazarı
- Müminler ezber–i Ali'dir
- Talip oldur evliya eteğin tuta
Özünün egrisin dışarı ata
Daim güher ala güherler sata
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Bu yola gidenler olurlar hacı
- Talip oldur gördüğünün utacı
- Musahib musahibden ayrı tutmacı
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Sofu oldur gördüğünü kotara
Nefs–i emmare'den kendin kurtara
Hayır hizmet edip hakka yetire
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Musahib kapısı Ali'den kaldı
- Onun'çün Cebrail hak rehber oldu
- Sofra İbrahim–i Halil'e geldi
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Herhangi bir talip pirinden bezer
Hak şahit ona bin günah yazar
Mürebbi evinden uğruluk hazer
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Ya talip dil oldu cemi katında
- Melekler titreşir hem heybetinde
- Ala gözlü Şah'ım versin batında
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Ya da talip olan ikrardan döndü
Yerden gökten ona lanetler indi
İkrarın sahibi Ali'dir kendi
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Bir talip günahın bilmedi geldi
- Kırksekiz cumada erkânsız oldu
- Meşayih kavlinde Mervan'a döndü
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Bir talip eğer günahkar olsa
Günahı nedir onu bilmese
El aman mürüvvet ya Ali dese
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Dar’a durur hasmı kail olursa
- Onun sitemi kırktır vurursa
- Ehl–i Kamil yollarına girerse
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Ehl–i tarık olanlar böyle gittiler
Giden gitti gitmeyene n'ettiler
Kandil mübareği Cem'de tuttular
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Bir talip de gönül yıkıp otursa
- Ehl–i dil olsa da hüner getirse
- Sarih sitem yoktur özür getirse
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Sorgusu yoktur gerçek gelene
Gerçek söyle gerçek yoktur yalana
Lanet olsun güman ile gelene
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Evliyaya dost düşmanına düşman
- Ömrün ahirinde olma gel pişman
- Yüzüm basa geldin ya Şah–i Dehman
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Hakkın bir ismi bu gönlümde Şah'tır
Cism–i Pir önünde gönlüm dergâhtır
Talibin ahir sonu hakka yardır
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Halil'i nardan Mustafa'yı nurdan
- Murtaza’yı bahş etti Ali'yi sırdan
- Hasan zehr içti Hüseyn Kerbela'da
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
Musa Kazım ile Aliyyül–Rıza
Muhammed Taki Naki'yle Asker'e
Mehdi münkirlerin kökünü kese
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Talip olanın böyle etmesi gerek
- Günden güne çoğalmak artmak gerek
- Bildiğin söyleyip bilmediğin yedmek(?) gerek
- Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Mürşide varıp da öğüt almaya
Yanına el boş kuru varmaya
Edepsizlik edip zahire varmaya
Müminler Kur'an ezber–i Ali'dir
- Talibe hakkın rahmeti çoktur
- Ona ki yarın sorgu sual yoktur
- Kul Himmet Hatayi Pir Sultan haktır
- Müminler Kur'an ezber–i Alidir
- 8. Başka bir Kul Himmet Var mıdır?
Anadolu Hatayileri, Serezli Pir Sultan, Yunus Emreler vb. söylemlerle kafası karışan, kendi tarihlerini ve Kızılbaşlık siyasetini–felsefesini
bilmeyen Alevi kitlesi, Kul Himmet Dede ve Kul Himmet Üstadım gibi iki Kul Himmet’ten söz edilince daha da şaşkınlığa düşüyor. Dayanakları zaten sağlam olmayan bu akım, Alevi–Bektaşi kitlesi için
sakıncalıdır; onları bölmeye yöneliktir ve bize kasıtlı yaratılmış gibi gözüküyor. Bu ozanların sosyo–politik ve yönetim karşıtı şiirleriyle aşk, doğa ve inançsal şiirlerini birbirinden ayırıp, aynı ismi
taşıyan farklı ozanlarınmış gibi gösterilmesinin altında yatıyor kasıt. Alevi–Bektaşi toplumu bu ayırımda tercih yapmaya yönlendiriliyor ve onları dolaylı bir biçimde ikincisini seçmeye zorluyorlar. Bu konuda kimse, bilimsel araştırmalarla bu sonuca varıldığını ileri sürmesin.
Şunu yadsıyamayız: Büyük halk ozanlarını, sonrakiler onlar gibi yazabilme çabası içinde elbetteki taklit etmişlerdir. Bu genellikle büyük ustaya yetişmek
için kendini eğitme, yetiştirme eylemidir. Çok kere bir ozan diğerinin şiir konusunu, ölçü ve uyağını, yinelenen sözcük ya da dizeleri bile kullanarak farklı sözcükler, deyim ve betimlemelerle kendi şiirini örgüler.
Bilindiği üzere bunlara benzek (nazire) denilmektedir. Örneğin Seyyid Nesimi Divanı’nda Yunus Emre’ye benzek (nazire) pekçok şiir vardır. Şah Hatayi ise hem Seyyid
Nesimi’ye hem de Yunus Emre’ye benzek şiirler yazmıştır. Bunlar ayrı bir olgu elbette. Ancak Alevi sözlü ‘deme–deyiş’ geleneğinde bir başka olumsuz olgu vardır: Dedeler ve
Cem’lerde saz çalıp deyiş söyleyen, düvazimam ve semah nefesleri okuyan zakirler, bu şiirlerden ozanlarını birbirine karıştıracak kadar çok ezberler. Hatayi’nin şiirini Pir Sultan’a, Kul
Himmet’e mal eder. Teslim Abdal’ınkini Kul Hüseyin’in, Muhyiddin Abdal’ın veya Derviş Muhammed’in şiirlerine karıştırırlar. Ama asıl azizliği eli kalem tutanlar, ağızdan derlediklerini
cönklere kayıtlarken yapmışlardır. Bunların arasından, bilgi düzeyine göre dizeleri değiştirenler mi dersin, anlamını bilmedikleri için kafalarına göre sözcükler üretenler mi dersiniz, hepsi vardır. Daha da kötüsü
bir ozanın Divan’ını kendi defterine kopya etmişse, bazı şiirlere adını sokuşturduğu gibi, birkaç şiir de kendisi yazıp ozanın adıyla bağlar. Böyle
bir şiire ‘Seyyid Nesimi Divanı’nda rastladık. Divan’ı kopya eden yazıcı kişi coşa gelip, Nesimi’nin nasıl katledildiğini onun yerine geçerek anlatmış:
Ehl–i iman ısları ol demde inkar ettiler
Çün Hüseynini Haleb şehrinde berdar ettiler
(...)
Kadılar fetva verüben Hakka batıl dediler
Bileyip bıçakların çün kıydılar bu tenime
Sağ iken ben miskini gör neçe bimar ettiler
(...)
Yüzdüler çıkardılar çün kim Nesimi’nin tenin
Yas edüb gökte melekler cümlesi zar ettiler
Ey Nesimi vasıl oldun Halik–i Rahmana sen
(...)
Ayrıca bilindiği gibi, halk ozanları arasında, çok önce yaşamış birini kendilerine ‘üstad’ seçme geleneği vardır. Bunlardan iki seçkin örnek
var ki, üstadlarının adlarını kullanmaktan çekinmemişlerdir. Birincisi, büyük olasılıkla 17. yüzyılda yaşamış olan Kul Nesimi’dir.
Kendisinden yaklâşık 250 yıl önce yaşamış Seyyid İmadeddin Nesimi’yi üstad seçmiş ve ona candan bağlıdır. Pir huzurunda özünü dar’a çekerken, kelle koltukta geldiğini, Seyyid Nesimi gibi yüzülmeye hazır
olduğunu dile getirdiği şiirinde, ikrarının nasıl sağlam olduğunu görüyoruz:
Bugün erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarıma canım feda
Canım meydanda meydanda
(...)
Kellemi koltuğuma aldım
Kan ettim kapına geldim
Ettiğime pişman oldum
Dar’ım meydanda meydanda
(...)
Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda
Kul Nesimi’nin şiirleri hem tarz hem de dil olarak Seyyid Nesimi’ninkilerden kolaylıkla ayrılır. Öyle fazla da üstadına öykünmemiştir. Oysa
ikinci örnek olarak göstermek istediğimiz ve 18–19. yüzyılda yaşamış ve kendine Kul Himmet Üstadım adını vermiş olan kişi tam tersini yapmıştır. Asıl adı İbrahim olan bu
halk ozanı, üstadının adını kullanması ve şiirlerini taklit etmesinın da ötesinde, İbrahim Arslanoğlu’nun derlemesini (İbrahim Arslanoğlu: Kul Himmet Üstadım. 2.baskı, İstanbul 1995) ölçüt alırsak, Safevi soylu Dede Kul Himmet’in açıkça birçok şiirini kendisine mal etmiştir. Elbetteki bu cönk
yazıcılarının hatası da olabilir. Kul Himmet Üstadım tapşırmalı şiirlerin büyük çoğunluğu, Dede Kul Himmet’inkilerden başkası değildir. Örneğin, ilk bakışta 22, 23, 24, 26, 47, 50, 65, 78, 80 numaralı
şiirlerin Kul Himmet’e ait olduğunu, onun şiir dünyasına girmiş ve birazcık incelemiş bir kimse rahatça anlayabilir.
Kul Himmet Dede’den Seçme Şiirler
–1–
Her sabah hersabah ötüşür kuşlar
Allah bir Muhammed Ali diyerek
Bülbül de gül için figana başlar
Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Fatma Düldül Kamber durdu duaya
- İsa kahrıyla ağdı havaya
- Şehriban soyundu bindi deveye
- Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Kıblemizden kısmetimiz verile
Arı da iniler kudret balına
Veysel Karan gitti Yemen eline
Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Biz çekelim imamlarını yasını
- Dinleyelim gerçeklerin sesini
- İmam Hasan içti ağu tasını
- Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Mümin olan inc’elekten elendi
Talip olan Hak yoluna dolandı
Şah Hüseyin al kanlara bulandı
Allah bir Muhammed Ali diyerek
- İmam Zeynel parelendi bölündü
- Muhammed Bakır’a secde kılındı
- İmam Cafer’e de erkân çalındı
- Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Uçtu gönül kuşu bulmaz yuvası
Serimize çöktü Şah’ın havası
Musa Kazım Rızan’nın da duası
Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Taki ile Naki bir olup gitti
- Ol Hasan Askeri nur olup gitti
- Mehdi mağarada sır olup gitti
- Allah bir Muhammed Ali diyerek
- Dört kitap indi de dördüne düştü
Kuran Muammed’in virdine düştü
Kul Himmet Ali’nin derdine düştü
Allah bir Muhammed Ali diyerek
–2–
Bugün bize Pir geldi
Gülleri taze geldi
Önü sıra Kamber’i
Ali Murtaza geldi
La ilahe illallah
Ali Murtaza şahım
Yüzüdür kıblegahım
Miracdaki Muhammed
Alemde padişahım
La ilahe illallah
Padişahım yaradan
Okur ağdan karadan
Ben Pirden ayrılalı
Bin yıl geçti aradan
La ilahe illallah
Aramı uzattılar
Yarama tuz attılar
Bir kul geldi Fazlı’ya
Bedestanda sattılar
Lailahe illallah
Sattılar bedestanda
Ses verir gülistanda
Muhammed’in hatemi
Bergüzar bir arslanda
La ilahe illallah
Arslanda bergüzarım
Pir hayalin gözlerim
Hep hasretler kavuştu
Ben hala intizarım
La ilahe illallah
İntizarlık çekerim
Lebleri bal şekerim
Ben Pir’den ayrı düştüm
Göz yaşları dökerim
La ilahe illallah
Dökerim gözyaşını
Gör Mevla’nın işini
Keşiş kurban eyledi
Yedi oğlunun başını
La ilahe illallah
Keşiş kurban eyledi
Kafirler kan eyledi
Gökten indi melekler
Yerde figan eyledi
La ilahe illallah
Figan eyler melekler
Kabul olsun dilekler
Yezid bir derd eyledi
O derd beni helaklar
La ilahe illahlah
Dört eylemış kapısın
Lal–ü gevher yapısın
Yezidler şehit etti
İmamların hepisin
La ilahe illallah
Hasana ağu virdiler
Hüseyine kıydılar
Zeynel ile Bakırı
Bir zindana koydular
La ilahe illallah
Zindanda bir ezadır
Ca’fer yolu gözedir
Ca’ferin de bir oğlu
Musa Kazım Rıza’dır
La ilahe illallah
Taki Naki ağlarım
Sinem yara dağlarım
Askeri ye Mehdi ye
On ikiye bağlarım
La ilahe illallah
Müşteriye satarım
Dürlü Matah tutarım
Yüküm lal–ü gevherdir
On ikidir katarım
La ilahe illallah
Satarım müşteriye
Kervan kalsın geriye
Cebrail huş eyledi
Cennetteki huriye
La ilahe illallah
Cebrail huş eyledi
Hatırım hoş eyledi
Kanat verdi kuluna
Havada kuş eyledi
La ilahe illallah
Kuş eyledi havada
Gezer dağda ovada
El kaldırmış melekler
Saf saf durmuş duada
La ilahe illallah
El kaldırmış Hak’ına
İsm–i azam okuna
İsm–i azam duası
Tatlı cana dokuna
La ilahe illallah
Dokunur tatlı cana
Ağlarım yana yana
İmamların davası
Kaldı ulu divana
La ilahe illallah
Ulu divan kuruldu
Cümle mahluk derildi
Yezdan işaret etti
Sur–u mahşer vuruldu
La ilahe illallah
Pir dediler Ali’ye
Hacı Bektaş Veli’ye
Hacı Bektaş tacını
Vurdu Kızıl Deli’ye
La ilahe illallah
Kızıl Deli tacımız
Şah Ahmet muracımız
Karaca Ahmet Gözcümüz
Yalıncak duacımız
La ilahe illallah
Kul Himmet üstadımız
Bunda yoktur yadımız
Şah–ı Merdan aşkına
Hak vere muradımız
La ilahe illallah
(A. Celaleddin Ulusoy: Yedi Ulular. Ankara–Tarihsiz: 217–218)
–3–
Gece gündüz intizarım Pirime
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
Kanım kaynar Ehlibeytin kanına
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
- Kimim umudu var kimin akçası
- Kimi şalvar geyer yoktur bohçası
- Bu garip gönlümün bağı bahçesi
- On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
- Bizi ilettiler Mansur darına
İman ikrar getir derler pirine
Lanet olsun münafıklar canına
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
- Tavus kuşu cevlan kurar bu demde
- Çekmişler Mansur’u dara meydanda
- Nice sefillerin boynu urganda
- On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
- Kul Himmet der kulkhü vallahü ahad
Cesedimde can kalmadı bu saat
Dünü günü virdim Ali Muhammed
On(i)ki İmam seher vakti sen yetiş
–4–
Pervaneyi aşk oduna yandıran
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
Dalga vurup deryaları coşturan
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- Mansur’u öldürüp darda astıran
- Çekip Zülfikar’ı taşı kestiren
- Miraç’ta Muhammede nişan gösteren
- Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- Fani imiş şu dünyanın ötesi
Söylerim sözümü var mı hatası
Hasan ile Hüseyin’in atası
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- Zindanda Zeynel’in payını veren
- Muhammed Bakır’ın payını veren
- Mahrum kalmaz dergâhına yüz süren
- Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- İmam Cafer Kazı Musa İrıza
Mümine irahmet yezide ceza
Sahib–i Zülfikar hulk–i irıza
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- Taki Naki hem dertlerin devası
- Hasan–ül Askeri Mehdi livası
- Muhammed Mustafa sırr–ı Hüdası
- Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
- Kul Himmet’im ziyan etmez karında
Her kulun bir sevdası var serinde
Dünyada ahrette mahşer yerinde
Aman Şahı Merdan sen imdat eyle
–5–
Esti sinem yeli derdim artırdı
Ateşim yanmadan korlandı yine
Gülistan elinden selam getirdi
Sinem bülbülleri söylendi yine
- Hayyellerin kalb evime yeritti
- Benliği perişan etti dağıttı
- Senin aşkın bana “Hü dost!” çağırttı
- Can zülfün teline bağlandı yine
- Gerçek bu meydanda gafil oturmaz
Asla vücuduna hile getirmez
Gönül aşnasını buldu yitirmez
Dost zülfün teline bağlandı yine
- Değme dala değme gönül sayyadı
- Dostun bahçesine kondurma yadı
- Muhammed Ali’den tuttum bünyadı
- Gönül bir ikrara bağlandı yine
- Coştu Kul Himmet’im coştu ayılmaz
Arığına muhabbete doyulmaz
Tabip olmayınca yara sarılmaz
Yar geldi yaralar sarıldı yine
–6–
Kul Himmet’in Gezdiği Yerler
Onsekiz bin alemi gezip seyreden
Şah–i Merdan ile gezdiğim yerler
Kah bir mekân gelir bir mekân gider
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Okundu (...?) ayet suresi
- Pak oldu yerin göğün arası
- Kara Hamdelistan(?) yöresi
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Bak şu silsileden sohbet edene
Temaşa kıl dünyaya gelip gidene
Karaman Kırşehir gölü Adana
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Hem de aştı Musul’u Hasan Keyfi
- İmamlar soyudur pirim Şeyh Safi
- Hamel(?) Halep İstanbul Ayasofya’yı(?)
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Gayet sıcaktır ağır havası
Katarlanmış gider atı devesi
Amasya Çorum Merzifon ovası
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kayseri'de Erciyes dağlar ulusu
- Bozoğlan Bulanık Bulgar Yalusu
- Hemdinli ve Karadeniz yalusu
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Sahilinde çok olur turnası kazı
Bozoğlan Bulanık Bulgar Yalısı
Hemdinli’nin Karadeniz kıyısı
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kudrettendir Kiloğlu'nun feneri
- Kafir kırmak azizlerin hüneri
- Kızılelma Akdeniz'in kenarı
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kabeye gider doksan bin hacı
Dimyat begleri alırdı pacı
Müminin durağı.....
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Düldülü incitir Ali'nin zoru
- Ona karim olmaz alemin varı
- Sofya da Bulgaristan'ın kenarı
- Şahı Merdan ile gezdiğim yarlar
- Nur ile doludur Kerbela vari
Orda şehit oldu imamlar serveri
İlbazlı iklimi Dımışki şarı (Şam çarşısı)
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Giydiği al yeşil nurdan eyeri
- Mekke Medine Arap diyarı
- Şahı Merdan'ın indiği kühsarı (dağın tepesi)
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Deşt–i Serendib'de Adem’in izi
Arafat'ta güzel koçun boynuzu
Tur dağında Çin–i Maçin’in yüzü
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Hazret Ali dürür ol büyük insan
- Bir burçtan bir burca okunu atan
- Baruburak(?) Karabarak(?) akmadan
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Evvel bu dünyaya kim geldi Halık
Dört kapı ve kırk makam da mevasık (gerçek şeyler)
Yeraltında sarı öküzle balık
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Balığın üstüne koydular taşı
- Baksın bundan ibret alsın her kişi
- Onsekiz bin alemin içi dışı
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Dahi çoktur sohbetimin akisi
Yel estikçe gelir yarin kokusu
Kanber dağı Erenlerin sekisi
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Çarh–ı Musul yüce dağların çoğu
- Suları çağlar hoş bahçası bağı
- Hey Saatçukuru gel Ağrı dağı
- Şah–ı Merdan ile gezdiğim yerler
- Cem kuruldu âşık nefese başlar
Kim estirir yeli bre kardaşlar
Tozan Canyaylası dağ ile taşlar
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Acel gelip biz göçmeden fenadan
- Nasibimiz versin Mevlam yaradan
- Bağdad Kerbela Erdebil’le Hemedan
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Yaradan bilir gizlim saklımı
O yürütür daim benim aklımı
Hind Horasan ile Irak iklimi
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Oniki İmama kast eyledi Mervan
- Kim yayar kudret devesin seyran
- Karabağ Gence Şemahı Şirvan
- Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
- Kahi Elburz dağın aşıyor yolu
Dertli dertli öter seher bülbülü
Kılbarak'tan beri Kem(h)keşan (?) eli
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler
(...)(17)
Ben Derviş Himmet’im derdim bir tümen
Denizlerin taş–ı lal dür semen (değerli)
Şah Necef iklimi Hindistan Yemen
Şah–i Merdan ile gezdiğim yerler
–7–
Ali ile Dev destanı
Yerde insan gökte melek yogiken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
İki isim bir kandilde nur iken
Ayin Ali mim Muhammed yazildi
- Ol dem yaratıldı dev ile peri
- Kaftan kafa hükmederdi herbiri
- Anların var idi bir sultanları
- Gayetten pehlivan pek zorba idi
- Üçyüz altmış batman gürzü çekerdi
Vuruncağız Kaf'ı Küf’ü yıkardı
Cümle devler anın havfin çekerdi
Yedi iklim çar köşede az idi
- Üçyüz altmış arşın idi kameti
- Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
- Hiçbir kula benzemezdi heybeti
- Bakınca mağripten meşrık düz idi
- Kaf dağında bir bağ vardı hurmadan
O zaman yoğidi dünyada insan
Gördü bağ içinde bir taze civan
Şad ü hurrem oldu güldü sevindi
- Nigar mısın deyip sundu elini
- Benliğinden geçti sıydı halini
- Özge bilemedi hiç ahvalini
- Tezden hemen yüzüstüne yıkıldı
- Yedi günden sonra buldu özünü
Eli bağlı kan doldurmuş gözünü
Sultan Süleymana vurdu yüzünü
“Süleymansın şu bendimi çözündü”
- Süleyman der: “Kim bağlamış elini
- Kaddin hilal olmuş bükmüş belini
- Kimler kıldı sana bunca zulümü
- Hakk’ın emri yoksa böyle yazıldı?”
- Dev de der ki: “Ahirinde n’olacak
Bu dert bize kıyamete kalacak”
Süleyman der: “Muhammed var gelecek
Ahir zaman yakın derler, sezindi”
- Bir zaman söylendi dillerde bu ad
- Nice bin yıl geçti nice bin saat
- Zahir oldu Ali ile Muhammed
- Devler geldi karşısınde dizildi
- Mekke medine’nin halkı dirişdi
Devi görenlerin tebdili şaştı
Mekke’nin üstüne zulümat düştü
Kimisi korktu da benzi bozuldu
- Yedi iklim padişahı geldiler
- Alay alay taraf taraf durdular
- Tezden Muhammed’e haber verdiler
- Arafa’a ulu divan kuruldu
- Muhammed der deve: “Nedir ahvalin?
Sinende yaran var baglıdır elin
Vatanın neredir nereden gelin?
Eğlen de bir haber ver tezindi”
- Dev de der ki: “Kaf dağıdır mekânım
- Dünyada yoğidi eşim nökerim
- Nice bin yıl ben bu derdi çekerim
- Kuşça canım kafesinden üzüldü”
- Muhammed der deve: “Nerde bağlandın?
Adın nedir bunca eğlenlendin?
Süleyman Nebi'ye Nuh'a varmadın
Elin baglı bin yıl daha gezindi''
- Dev de der ki: “Rezputeş’tir adım
- Kaf'tan Kaf'a kadar hüküm ederdim
- Süleyman Nebi’ye Nuh'a uğradım
- Ne yaram onuldu ne bend çözüldü”
- “Yüz yigirmi dörde verilmez adet
Bunca peygamberden bulmadım medet
Sana geldim düştüm el aman mürvet
Muhammed’sin şu bendimi çözündü”
- “–Süleyman’dan haberini alın mı
- Kaf’tan ırak yollarından gelin mi
- Elini bağlayanı görsen bilin mi?
- Eğlenme de şu orduyu gezindi”
- Küçük büyük bu haberi duydular
Dellal koyup çarşı çarşı sordular
Cümlesi de derildiler geldiler
Hepsi devin karşısına dizildi
- Dev de der ki: “Beni aldı bir firak
Gelemem bir dahi menzilim ırak
Derc etdim orduyu oğlan burda yok
Yana yana şu vücudum köz oldu”
- Muhammed der: “Dava etdin
- Bunca halkı biraraya derledin
- Oğlan burda sen oğlanı görmedin
- Elin bağlı bin yıl daha gez indi”
- Dev de der ki: “Sanma beni deliyim
Kaf’dan da ırak yollardan gelirim
Görünceğiz ben oğlanı bilirim”
Kaşlarında mim duası yazılı
- Hak emriyle gökten Cebrail indi
- Okudu nameyi sultana sundu
- Tanrı Muhammed’e selam gönderdi
- “Devin ilacını görsün tezindi
- Muhammed Selman'a gel dedi geldi
Aleme bir nurdur balkıdı doğdu
Selman'ın çiğninde Ali'yi gördü
Dev Muhammed hırkasına dolundu
- Dev de Muhammed'e söyler pusudan:
- “İşte bu oglandı bana iş eden
- Yerde insan gökde melek yoğiken
- Duyar idim çok dev başın keserdi”
- Ali'm der “Deve olmaz irağbet
Dev adam eti yer bu nasıl adet?”
Muhammed Ali'ye eyledi minnet
İşaret eyledi bendi çözüldü
- Ali devin kususruna kalmadı
- Kimi inandı kimi inanmadı
- Ta elest’ten ikrar veren dönmedi
- Yezid’in gönlüne lanet yazıldı
- Büyük küçük bu haberi işitdi
Sevdası serimden ayrılmaz her dem
Ruh aşinasıydık Elest gününden
İsm–i Ali kalb evine yazıldı
- Kul Himmet’im eydür dediğim neden
- Sevdası serimden ayrılmaz her dem
- Ruh aşinasıydık Elest gününden
- İsm–i Ali kalb evine yazıldı
Yedi iklim dört köşeyi dolandım
Ben Ali’den gayrı bir er görmedim
Kısmey verip alemleri yaratan
Ben Ali’den gayri bir er görmedim
- Bir ismi Ali’dir bir ismi Allah
- İmlarım yoktur hem vallah billah
- Muhammed Ali yoluna Allah eyvallah
- Ben Ali’den gayri bir er görmedim
- Ol kudret bendini kırdım gark ettim
Sarı öküz tüyün sandım fark ettim
Arş–ı muallağı gezdim seyrettim
Ben Ali’den gayri bir er görmedim
- Ali gibi er gelmedi cihana
- Ona da buldular binbir bahane
- Yedi kez vardım ben ulu divana
- Ben Ali’den gayrı bir er görmedim
- Cennet bahçesinin nedendir taşı
İncidir toprağı hikmettir işi
Yüz yigirmi bin peygamber başı
Ben Ali’den gayri bir er görmedim
- Kul Himmet’im eydür Kırklara beli
- Dilim medhin söyler aslımız deli
- Evveli Muhammed ahiri Ali
- Ben Ali’den gayri bir er görmedim
Sabahın seher vaktinde
Ali’yi gördüm Ali’yi
Eğildim niyaz eyledim
Ali’yi gördüm Ali’yi
- Arslanı gördüm Meşhed’de
- Kırk mum yanar bir şişede
- Yedi iklim dört köşede
- Ali’yi gördüm Ali’yi
Hayber’in kilidin kıran
Kafire zülfikar çalan
Ali’yi gördüm Ali’yi
- Çiskin dağlar başı çiskin
- Kul Himmet’im oldu küskün
- Cümle yerden erden üstün
- Ali’yi gördüm Ali’yi
Yocu oldum yola düştüm
Yollarım Ali çağırır
Bülbül oldum güle düştüm
Dillerim Ali çağırır
- Bir zaman türapta yattım
- Türlü çiçeklerden bittim
- Arı ile çok bal ettim
- Ballarım Ali çağırır
Yağmur oldum yere yağdım
Coşkun coşkun ben kaynadım
Sellerim Ali çağırır
- Bu hana mihman gelmişim
- Kah ağlayıp kah gülmüşüm
- Bahr–i Umman’a dalmışım
- Göllerim Ali’ çağırır
Aşk deryası boydan aştı
Virdimiz Ali’ye düştü
Dillerim Ali çağırır
–11–
Sevdiğim Muhammed Ali
Çağırıram gel ha gel
Urum’da Bektaşi Veli
Çağırıram gel ha gel
- Cebrail arşın yüzünde
- Melekler döner izinde
- Hızır Nebi hazır demde
- Çağırıram gel ha gel
Şehit isen kana bulaş
Fatma Ana cara ulaş
Çağırıram gel ha gel
- Zeynel Bakır Cafer canda
- Çok günahlar vardır bende
- Özüm darda gözüm yerde
- Çağırıram gel ha gel
Taki’ye Naki’ye deman
Eriş Mehdi Sahib–zaman
Çağırıram gel ha gel
- Kul Himmet söylemez yalan
- Sen de buikrara dolan
- Kesikbaş carına gelen
- Çağırıram gel ha gel
Gel benim derdime bir derman eyle
Alemler derdine derman olan Şah
Hükmümün üstüne bir ferman eyle
Alemler hükmüne ferman olan Şah
- Bir ismi Seyyid’dir bir ismi Ali
- Hak sana Murtaza dedi ya veli
- Şu dünyanın evvelisin ahiri
- Şu kevn ü mekânda sultan olan Şah
- Seyrangahım oldu arşın yücesi
Düldül’ün ıssısı Kanber hocası
Server Enbiyanın Miraç gecesi
Yedinci kat gökte arslan olan Şah
- Musa’nın asasın ejderha eden
- İsa’ya ölüyü hem de dirilten
- Muhammed aşkına Zülfikar çalan
- Küfür yerlerini iman eden Şah
- Kıl Himmet’im eydür meydanda sırdım
Her nereye baksam Ali’yi gördüm
Her seher vaktinde dilimde virdim
Müminler dilinde ezber olan Şah
–13–
Müminler bu yolda türap olursa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
Darda bun’da zulümatta kalırsa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
- Akılbaliğ yaşı tende ise de
- Hakk’ın hayalleri canda ise de
- İki elleri kızıl kanda ise de
- Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
- Talib on yaşında musahb tuta
Yigirmi de özün gerçeğe kata
Otuzunda vara mürşide yete
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
- Kırk yaşında pişkin söyler sözünü
- Ellisinde türap etse özünü
- Altmışında Hakk’a dikse gözünü
- Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
- İhlas talip meylin Şah’a verirse
Yetmişinde balasını bulursa
Sekseninde Hak aşkına varırsa
Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
- Kul Himmet üstadım yiye hanını
- Doksanında değiştirse donunu
- Yüz yaşında haka verse tenini
- Mahrum kalmaz Ali diye çağıran
Hak Muhammed pirim Ali
Amana geldim amana
Hünkar Hacı Bektaş Veli
Amana geldim amana
- Ali’dir izzetli Şah’ım
- İmamlardır secdegahım
- Yerden gökten çok günahım
- Amana geldim amana
Kalmadı sabrım kararım
Hata ettim günahkarım
Amana geldim amana
- Hasan şehidlerin başı
- Şah Hüseyin karındaşı
- Sebil oldu gözüm yaşı
- Amana geldim amana
İrıza’ya bağlı özüm
Cümlenize var niyazım
Amana geldim amana
- Taki Naki Şah Askeri
- Gelmişim divandan beri
- Mürvet Ali’nin Kanber’i
- Amana geldim amana
Yetiş Mehdi Sahib Zaman
Yardım eylen Oniki İmam
Amana geldim amana
–15–
Ali’nin Yüzüğü Destanı
Kapıya bir sail geldi
Ya Ali ben acım deyü
Uzak yollardan gelmişim
Bir nana muhtacım deyü
- Ali’nin yoktu azuğu
- Arab’a geldi yazuğu
- Çıkardı verdi yüzüğü
- Var git şara nan al deyü
Bir ulu da şara vardı
Yüzüğü Cıfıt’a verdi
Ağırınca nan ver deyü
- Cıfıt da yüzüğü aldı
- Ol dem dükkanına geldi
- Bir şehr ekmeğini saldı
- Daha yüzük ağır deyü
Bir gece mihman olmuşsun
Yüzüğü benden çalmışsın
İşte şahidim şar deyü
- Cıfıt ben size gelmedim
- Bir gece mihman olmadım
- Yüzüğü senden almadım
- Yüzüğün ıssı var deyü
Nemrud kadısı buyurdu
Yüzüğü Cıfıt’a verdi
Var şurada dur deyü
- Diktiler demür dayağın
- Sordular haberin sağın
- Bağlattı elin ayağın
- Sen burada yat deyü
Yüzüğü ateşe attılar
Bin batman demür eridi
Daha yüzük boz deyü
- Yazık Arab’a yazık
- Arab’ın gül benzi bozuk
- Tekin degildir bu yüzük
- Var Arab’dan sor deyü
Alem boyanır nuruna
Ya Ali yetiş carıma
Sefil halimden bil deyü
- Kul Himmet’im yandı tüttü
- Sinem bülbülleri öttü
- Pirim Ali geldi yetti
- Yüzüğün sahibi ben deyü
İnşallah yerde kalmaz ahlarım(18)
Sedeften geçer Şahlarım
Meleklerin feriştahların
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Yeryüzünde kıblegahın
- Karadonlu Beytullahın
- İbrahim Halilullah’ın
- Hörmeti hakkı içi ya Ali medet
Hakk’a giden yollarının
Arafatta kesilen kurbanların
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Çoşkun akan çayların
- Sıtkım Hakk’a bağlarım
- Balkıyıp inen nurların
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Özüm Hakk’a bağların
Doğan günlerin çıhan ayların
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Gökten inen Kuran’ın
- Demler süren irfanın
- Dünyaya hükmeden Süleymanın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Her ne dersen ben kailem
Cebrail Mikail İsrafil Azrailin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Çeke idim şu Mansur’un dar’ını
- Göre idim ol Hakk’ın didarını
- Dünya pehlivanı Hamza’yla Keçeci Baba’nın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Hü deminde ikrarında duranın
Yemen’de Veysel Karani’nin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Dillerine ben mailem
- Herne dersen ona kailem
- İmamlar soyu Şah İsmail’in
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Gerçekler katarını yederim
Çekip dergâha doğru giderim
Ölüyü diri kılan Şeyh Ahmed’in
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Süreğimiz Erdebilli süreği
- Kadir Mevlam kabul eyle dileği
- Kemah’ta yatan Sultan Melek’in
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Bağdad’ın elinde Musul erlerin
Mucizatlı (veli) Sultan Munzur’un
Abdal Musa ile Hazret Hızır’ın
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Envai biten otların
- Henüz arttı firaklarım
- Sakilerin cömertlerin
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Seherde öten garip kuşların
Baharda açan ağaçların
Kerbela’ya giden dervişlerin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Deryada yüzen balıkların
- Kalmadı daha konuklarım
- Hak ismin zikreden âşıkların
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Türabına yüz sürem Abul Kasım’ın
Mevlam versin herkesin nasıbın
Zehra ile Hazreti Yusuf’un
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Ne sevdalı imiş şu benim başım
- Sel revan oldu akar gözyaşım
- Niksar’da Melik Gazi Samsun’da Ergünaş’ın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- İşine kimse karışmaz Hakk’ın
Eğlenmem giderim yollarım yakın
Eyüp peygamber ile Hazreti Nuh’un
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Güruhu Naci’nin Havva Ana’nın
- Sultan Kara Yakup’un
- Keçesini döven Ahi Baba’nın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Hazreti Fatma’nın Şehriban Ana’nın
Sultan Çığırgan’ın ona inananın
Sivas’ta yatan Ali Baba’nın
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Tövbesi kabul ola hatanın
- Herkes arzuluyor kendi vatanın
- Necef’te (doğrusu Serendib'de) yatan Adem atanın (!?)
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Hakk’ın deryaları derindir
Lütfu (a)çık Mevlam kerimdir
Yüzyirmi dört bin peygamberlerin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Bahçede açılan güllerin
- Şakıyıp öten bülbüllerin
- Horasan’dan gelen erlerin
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Oğlunu kurban veren Halil’in
Bulgar’da yatan Kızıl Deli’nin
Serçeşme Hacı Bektaş Veli’nin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Daim dillerde söylenir adın
- Mevlam hub yaratmıştır bünyadın
- Balım Sultan’ınan Kara Pirbad’ın
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Hakk’ı kalbinde bilenin
Kerbela’da yatan İmamın
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Nutkun çoktur boldur rahmetin
- Doksan bin ere kadeh götürenin
- Hünkar’ın gözcüsü Karaca Ahmed’in
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Hem Ruşen’in hem Veli’nin
Pirler Pir’i Hazreti Ali’nin
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Düldül ile Zülfikar’ın
- Fatima ile Kanber’in
- Tozanlı’da yatan Hubyar’ın
- Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Zehri nuş eden İmam Hasan
Mucizatı çoktur asanın
Münacatta Hazreti Musa’nın
Hörmeti hakkı için ya Ali medet
- Tuba ağacından düzdüler tabudun
- Kerbela’da çağrılır Hüseyin adın
- İsa peygamber ile Davud’un
- Hörmeti hakkı için ya Ali medet
Ötesi ummandır Teslimi’nin
Zeynel Abidin ile Ebul Muhsin’in(!?)
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Küfrüne karışmam kafirin
- Cahdiyle tamam dört duvarın
- İmam Bakır Cafer Kazım Musa Rıza’nın
- Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Herkes Piriye’nin... yakının(!?)
Şerden merden sakının
İmam Taki ile Naki’nin
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Issız koyma Pir’im tahtını
- Mevlam yerine getirsin ahdını
- Hasan Askeri ile Muhammed Mehdi’nin
- Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Otuz dokuzda kıldım kararım
Bir dert ehli hoş yar ararım
Sinop’ta yatan Hazreti Bilal’ın
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Çok serencemler geçti serden
- Lal–i gevher çıkar diden
- Horasan’da Erdebil’de yatan erlerin
- Hürmeti hakkı için ya Ali medet
- Kul Himmet’im açıldı varaklarım
Kabul olsun dileklerim
Hurilerin meleklerin
Hürmeti hakkı için ya Ali medet
(Boncuk Şahin Dede’den derleyen İrfan Çoban: Kul Himmet, s.110–114)
–17–
Erenler Destanı
Pirim güzel Şah’ı görelim
Yoluna da can ve baş var
O canı Şah’a verelim
Erenler ilen pazar var
- O can erenlere yetti
- İndi Mekke’yi seyretti
- Ali Şah Necef’de yattı
- Munzur’da bir çim ağ taş var
Bağdad ehli de ağlaştı
Hasan Hüseyi inleşti
Onun’çün gözümde yaş var
- Kal deyince durdu Hacer
- Tenimiz toprakta kocar
- Kerbela’da oyuk tecer
- Ziyareti de on beş var
Yoktur(?) Alagöz’ün dağı
Samsun’da Kör İsa Suyu
Sanusa’da akar taş var
- Sür dünyada zevk ü sefa
- Kılma gör canına cefa
- Gündüz’de Hasan Halife
- Niksar’da Melik Gazi’ye iş var
Pirim Holgin gitmez candan
Dolu iç Köse Süleynman’dan
Önüm Saru Yaser hoş var
- Şeyh Aslı Merzifonlu Ayık
- Erenler önünce peyik
- Pir Nebat (doğrusu Pirabad) Çöreği Büyük
- Önünce beş on derviş var
Gözü Kanlı nere düşmüş
Şeyh Nusreddin çırağı yanmış
Pervane ol şemine düş var
- Kırağ yağmış boran esmiş
- Gelmez geyikleri küsmüş
- Ziyaretler kar basmış
- Akdağ üstünde pek kış var
Kes ismini Şerif doğra
İn İbrahim Hacı’ya uğra
Bu(l)gar’da Bozoğlan aş var
- Sivas şehrine varmağa
- Ali Baba’yı görmeğe
- Abdüvahhab’a yüz sürmeğe
- Kaynar yüreğimde cuş var
Ernefes’dendir de düzü
Engürü’de Seyyid Gazi
Urum’da Hacı Bektaş var
- Al Koyun Baba’dan tövbe
- Hem küfür getirme lebe
- Hü demde er Gulu Baba
- Sende batında çok iş var
- İstanbul’da Nigar Saru’ya
Ayasofya’ya yüz sürüye
Var Eyyub Sultan’a uğra
Eline ayağına düş var
- Kul Himmet erenleri öğer
- Duası müminlere değer
- Her tüyünden rahmet yağar
- Beyt ül–mamur’da bir kuş var
- (Giritli bir Bektaşi göçmende gördüğü Cönk’ten derleyen Cahit Öztelli: Pir Sultan Dostları. Ankara 1984: 151–154)
Kaynaklar
A. Celaleddin Ulusoy: Yedi Ulular. Ankara Tarihsiz.
Abdülbaki Gölpınarlı: Alevi Bektaşi Nefesleri. Ankara 1963.
Abdülbaki Gölpınarlı: Melamilik veMelamiler. İstanbul 1992.
Cahit Öztelli: Pir Sultan'ın Dostları. İstanbul 1984.
İbrahim Arslanoğlu: Kul Himmet Üstadım. 2.baskı, İstanbul 1995.
İbrahim Arslanoğlu: Şah İsmail Hatayi. İstanbul 1992.
İrfan Çoban: Kul Himmet. Tokat 1997.
İsmail Kaygusuz: Alevilik İnanç, Siyaset Kültür Tarihi ve Uluları I. İstanbul 1995.
İsmail Kaygusuz: Görmediğim Tanrı’ya Tapmam. İstanbul 1996.
Nejat Birdoğan: Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmeleri. İstanbul–1992
R.M.Savory: The Cambridge History of Iran. Vol. VI
Sadettin Nüzhet: Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, Cilt 1–2. İstanbul 1944.
Walther Hinz: Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd. 2. Baskı, Ankara 1992.
1“Sözlerin sonu geldi yüzler ortaya çıktı” anlamındaki dize, Cahit Öztelli (Pir Sultan'ın Dostları. İstanbul 1984: 185) tarafından “Mekalettin ahiri Cemalettin zuhuru” biçiminde yayınlanmıştır. Ancak Safevi Soyağacı'nda Şeyh Safi'den önce bu özel adlar bulunmamaktadır. Halk Türkçesiyle hazırlanmış Buyruk kitabı, Anadolu Aleviliğinin şanlı bir tarih sayfasını oluşturan Kızılbaşlık siyasetinin propaganda ürünüdür. Öte yandan Balım Sultan'ın, dil bakımından Osmanlı kentlerine yönelik Alevi-Bektaşi “Erkân–nâme”si de bu siyasetin
dışında değildir ve ona hizmet etmiştir.
2Cahit Öztelli: Pir Sultan'ın Dostları. İstanbul 1984: 98.
3Şah İsmail'i Gilan'da sakladıkları dönemde (1494-1499), inançları gereği Mürşid ve mürid (talip) ilişkileri içinde, “Ehl-i İhtisas” adı altında “Lala, Abdal, Dede, Hadim (hizmet gören) ve Halifat al- Hulafa (Halifeler halifesi)”den oluşan bir kurul kurmuşlardı. Devlet kurulduktan sonra bu kurul Lalalığı kaldırarak, yerine “Vekil-i Nefs-i Nefis-i Humayun” adıyla bir yüksek görev yarattı. Bu görev, Şah İsmail'in hem “Padişah” olarak dünyasal yani siyasal iktidarının , hem de “Mürşid-i Kamil” olarak inançsal iktidarının vekillik kurumuydu. Bu kurum bir süre için, geleneksel sadrazam ve tüm bürokrasinin, yani Umera'nın başı görevlerini içeren Vezir iktidarlarını gölgede bıraktı. Vekil, Savory’nin deyimiyle Şah İsmail'in alter ego'su, yani ikinci kişiliğiydi. (R. M. Savory: The Cambridge History of Iran. Vol. VI: 357, 384 vd.)
4 Cahit Öztelli (agy. s.37, 120: şiir 45) kitabının başındaki açıklama kısmında ise “Dehmen'e olarak yazmıştır. Hangisinin doğru derlendiğini anlamak güç. Bir uslamaya gidecek olursak rahatlıkla: “Kul Himmet'im müridim Pir Sultan'a” biçiminde yazmış olabileceği düşünülebilir.
5 Kul Himmet’in türbesinin bulunduğu ve kurucusu olduğu Tokat’ın Almus ilçesi Varzıl (Görümlü) köyünden İrfan Çoban’ın Kul Himmet üzerine yaptığı derleme çalışmaları dosyasını 1995 yılında gördüm. Alev Yayınları onu incelememi ve yayınlanıp yayınlanmayacağı yönünde görüşümü istemişti. Gönderilen kopya üzerinde dikkatli bir inceleme yaparak 5-6 sayfalık yazıyla düşüncelerimi belirtmiş ve İrfan Çoban’a bu yazının iletilmesini söylemiştim. Ona, kitabının gösterdiğim doğrultuda yayına hazırlanmasını kabul ettiği takdirde, yardımcı olacağımı da söylemişlerdi. İrfan Çoban’ın, köyünün derneği tarafından bastırılan Kul Himmet kitabını gördükten sonra, o yazımdan bir-iki paragraflık alıntıyı vermek gereğini duydum:
“...Alevi kökenli bir köy imamı olan İrfan Çoban, 'İki cami arasında kalmış binamaz' halk deyiminin anlattığı psikoloji içinde
bulunmaktadır. Bazan Aleviliği, bazan cami hocalığı ağır basmakta. Bir görüş ve bilgi sistematiği bulunmadığı için duyduklarını, gördükleri ve okuduklarını pek çok yanlış anlamlandırmalarına rağmen, kesin doğrular
gibi yansıtmıştır. (...)"
"İrfan Çoban'ın derleme çalışması, büyük eksiklikleriyle birlikte bir emek ürünü ve oldukça önemlidir; mutlaka değerlendirilmeli. Kitap bu
haliyle basılamaz. Bektaşilerle ilişkili tüm karşıt görüş, küfür ve suçlamalar çıkarılmalı; ancak Kul Himmet ocağı ile Dergah arasındaki çelişki ve anlaşmazlığın kaynağı üzerinde durulmalıdır. Geri kalan kısımlar
iyi bir şekilde gözden geçirilip, iki bölüm halinde derlenip toparlanabilir:
1. Kul Himmet'e ilişkin özgün bilgiler ve şiirleri
2. Kul Himmet evlatlarının sürdürdüğü Yol ve Erkan. Bu bölümler uygun alt başlıklar altında ayrıntılanarak bir kitap oluşturulabilir. Kitaptaki
bilgileri toparlayıp, yorumlayarak bilimsel değerlendirme getiren bir önsöz mutlaka konulmalıdır...”
İrfan Çoban önerilerimiz doğrultusunda değil, olduğu gibi yayınlanmasını istediğinden, yayınevi kitabını basmadı. Görüyoruz ki, “Görümlü Kul Himmet Sevgi ve Dostluk Derneği” tarafından 1997’de Tokat’ta bastırılan “Kul Himmet” kitabı da, sözü edilen kısımlar çıkarılmış olmasına rağmen, dil ve yazım kuralları bozukluğu bir yana, büyük bilgi, tarih yanlışları ve yanlış değerlendirmeler olduğu gibi durmaktadır. İrfan Çoban 'ın aynı ısrarını sürdürdüğü görülüyor.
Herşeye rağmen, Çoban’ın yaşadığı bölgeden derlemiş olduğu Kul Himmet söylenceleri ve yeni şiirler oldukça önemli bulunmaktadır. Bunlar sayesinde Kul Himmet’in soyunu sopunu saptayabildiğimiz gibi, onun Anadolu Kızılbaşlık tarihindeki onurlu yerini öğrenebiliyoruz. Biz incelememizde bu ham, yeni ve otantik bilgileri gördükten
sonra, büyük Kızılbaş ozanı ve dedesi Kul Himmet hakkında fazla olmayan diğer çalışmaları da inceleyip, nesnel bakış açısıyla değerlendirme çabasına girmiş olduk. Ama eğer İrfan Çoban’ın bu yeni derlemeleri
olmasaydı, bugüne kadarki yanlış tarihleme ve değerlendirmeleri düzeltmek olası değildi. Bu bakımından kendisine teşekkür etmeyi zevkli bir görev biliyoruz.
6Tarihsel durum bu iken, C. Öztelli'nin Şah Abbas'ın Kızılbaş propagandası için; “O da Şah İsmail gibi Türkçe nefesler yazarak
Anadolu'ya göndermiştir'' diye hüküm yürütmesi tamamıyla desteksizdir. Besati'nin “Menakıb'ül- esrar Behçet'ül-ahrar” elyazmasında iki nefesini zikrettiği Kul Adil'in, -salt kendi elindeki elyazması kopyasında Şah Adil tapşırmasıyla sözü edilen şiirler yazıldığı için- Şah Abbas'ın kendisi yani ozanlık takma adı olduğunu ileri sürmesinde (agy. s. 282-285) doğruluk payını kesin olduğu söylenemez.
7Kitabının önsözünde (s.6-7) “...Tarihin akışı içinde yetişen Bektaşi Şairlerinin hayat hikayeleri, tarih sırasına göre, Bektaşi gelenekleri
gözönüne alınarak belgelere dayandırılmıştır. Bu şairlerin çağ ve çevre, yine belgelerle tesbit edilmiştir” diyen Turgut Koca'ya sormak gerekir: Turgut Baba, Kızılbaşlık siyasetinin Şah Hatayi ve Pir Sultan'dan
sonra üçüncü büyük ozanı Kul Himmet'i hangi belge ile Yeniçeri ocağından yetişmiş ve oradan emekli olduğunu saptadınız? Mücerret olduğunu nasıl
uyduruyorsunuz? Kızılbaş düşmanı Osmanlı'yı kendi devleti olarak görmeyen Kul Himmet, nasıl yeniçeri ocağından olur? Bu Kul Himmet Dede'ye yapılacak en büyük iftira, en büyük kötülüktür. Yeniçerilerin
Alevi-Bektaşi inançlı olması belirleyici öge olamaz; Kızılbaşları ezen bir devletin askeri gücüdür o ve bu güç ezilen topluluklar için kullanılmıştır. Yeniçerilerin Bektaşiliğini öne çıkarmak için Dede Kul
Himmet'i yeniçeri emeklisi yapmak, Pir Sultan Abdal'ı Rumeli'nde Osmanlı akıncılarıyla fetihlere çıkarmak (agy. s. 145) safdillik değilse kasıtlıdır; bir Bektaşi babasına yakışmaz!
8Kul Himmet'le aynı yüzyılda, İstanbulda yaşamış, halk arasında Nizamoğlu adıyla tanınan Seyyid Seyfullah Nizamoğlu kendisinden başlayarak soyunu
değilse de, aynı şekilde bağlı olduğu tarikat (Halveti) zincirini bir şiiriyle açıklamıştır. Yol zincirini ilk büyük İslam mutasavvıflarına ulaştırıp...Maruf Kerhi, Davud-i Tai, Habib-i Acemi'de
Hasan'ül-Basri'ye kadar çıkıp şöyle bağlıyor:
Habib-i Acemi'ye bu yol bu erkan
Hasan'ül Basri'den ki geldi ey can
Aliy'el-Mürteza'dır piri anın
Velisidir zemin ü asümanın
- Ana erdi yol erkan Mustafa'dan
- Nebiler serveri kan-safadan
- Bunların şeyhi Nizamoğlu kuludur
- Kul olan bunlara mutlak velidir
- Şiirin tamamı için bkz. Nejat Birdoğan: Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmeleri. İstanbul 1992: 195-196.
9 Kul Himmet’in bu dizesi, onun yedi kez Hac için Hicaz'a gitmiş olduğunu göstermemektedir. Alevilikte Pir huzuruna
çıkmak, yani tarikata-yola gitmek, Ayn-i Cem'de görülüp sorulmak Hacca gitmektir. Zaten bir başka nefesinde Kul Himmet bunu belirtmektedir:
Şah-ı Erdebil'den akıp gelirim
Pirim serçeşmeden içtim ezelden
Ustazın yüzüne bakıp gelirim
Sıtkınan sevdim seviştim ezelden
- Cümle tarık ehli birdir atamız
- Mürvetinen bağışlanır hatamız
- Muhammed Ali'ye çıkar ötemiz
- Kısmetimize orda ulaştık ezelden
- (...)
- İmam Hasan şehrinde duacıyım
Hüseyniler güruhunda naciyim
Tarikata kadem bastım hacıyım
Didar sevgisine düştüm ezelden
10Cahit Öztelli, kitabında (agy. s. 86) “Seyfi Dedem” olarak hatalı yayınlamıştır, “Safi Dedem” okunmalıdır.
12Bu şiiri Hacı Bektaş Müzesi Kitaplığındaki 137 Numaralı bir cönkte bulduğunu söyleyen Cahit Öztelli (agy. s.28-29), tamamını kitabın sonunda verdiğini
kaydettiği halde orada bulunamamıştır.
13Her iki destanda da işlenen konu, Yemini'nin 1519 yılında manzum olarak yazmış olduğu, Ali'nin erdemlerini, kerametlerini
açıklayan “Fazilet–nâme” adlı yapıtında daha geniş biçimde anlatılmıştır. Kul Himmet'in elinde bir Fazilet–nâme'nin bulunduğu, daha sonra vereceğimiz “Yanık Kitap” olayı ve içinde bu yapıtın özetini saptadığımız bir şiirden anlıyoruz. Hatayi'nin de ayni kitabı görüp okuduğu muhakkaktır. Ancak örnek verdiğimiz destansi şiirini, daha önce belirttiğimiz gibi, çocukluk döneminde yazmış olması olasılığı, Yemini'nin yapıtından çok önce Ali'nin bu kerametlerinin kesinlikle geleneksel olarak bilindiği ve çeşitli biçimlerde işlendiğini gösterebilir. Yemini bütün bu bilinen ve işlenen konuları toplayıp kitaplaştırmıştır.
14Şah İsmail'in 2. Bayezid'e mektup yazarak, Osmanlı sınırında bir süre oturup müridlerinin kendisini ziyaret etmesi için izin istediğinde;
Osmanlı Padişahı Şah’ın Balım Sultan ile karşılaşmasını önlemek için onu, tarikata girmek bahanesiyle İstanbul'a çağırmıştı. Yukarıda geçtiğimiz şiirinden de anlaşıldığı gibi Hatayi ona büyük önem
vermektedir. Bu konuda geniş bilgi içinde bkz. İsmail Kaygusuz: Görmediğim Tanrı’ya Tapmam. İstanbul 1996: 224-235.
15 Pir Sultan'ın izini yitirdiği dönem ve gizlendiği bölgeye ilişkin bilgi ve yorumlar için bkz. İsmail Kaygusuz: Alevilik İnanç, Siyaset Kültür Tarihi ve Uluları I. İstanbul 1995: 372-380.
16 3. Murad’ın bu iki buyruğu için bkz. Nejat Birdoğan: Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi. İstanbul 1992: 284-290.
17Öyle görünüyor ki İrfan Çoban, elyazması eski cönkler ve defterlerde gördüğü şiirleri Türkçe yazıya çevirirken, okuyamadığı dizeleri uydurma yoluyla
kendisi tamamlamıştır. Kul Himmet’in yaşamı boyunca gezdiği yerleri anlatan bu önemli şiirde geçen, fakat yanlış okunmuş yer isimlerini düzeltmek ve tamamlamak için çok zorlandık. Kuşkulu olduğumuz sözcüklerin
yanına (?) koyduk. Şiirin konusuyla hiç ilgili görünmeyen, hatta bir anlam bile verilecek durumda olmayan aşağıdaki uydurma dörtlüğü şiirden çıkarma zorunluğu duyduk:
“Elime girdi ya gönlümün kalıbı
Orda kırılmıştır yezidin hepi
Şenlik menlik yapmaz ol demir kapı
Şahı Merdan ile gezdiğim yerler”
(İrfan Çoban: Kul Himmet. Tokat 1997: 117)
18Ali'ye yakarı tarzında olan bu uzun şiir, ölçüsüz kafiyesiz ve anında akla gelen iyi dilek ve duaların söylendiği şatiyye gibi şiirsel bir gülbenktir. Ayrıca anımsatalım ki, dörtlük sonlarında yinelenen 'Ya Ali Meded' çağrısı, bugün de tüm İsmaili Alevilerin güncel yaşamında, aralarındaki 'Ali kurtarsın, Ali yardımına yetişsin!' anlamında selamlaşma söylemidir. Kul
Himmet Dede'nin bu nefesi, Cemlerde gülbenk olarak okunurken dedelerin bazı yeni adlar eklemiş oldukları anlaşılıyor.
|