|
Düşün, düşün ki imkânın var, gökyüzüne çıkıp dünyayı seyrediyorsun. Ya da uçak ile giderken/uçarken dahi görüyorsun. Herkes bakar ama önemli olan görmektir. Kendini nereye koyacaksın böyle bir büyüklük
karşısında? Büyüklükten kastımız; dünya ve dünyada olan canlı cansız ne varsa. Düşün ki; bunlar salt madde ile açıklanır mı? Sen kendine bunu açıklayabiliyor musun? Bütün bu canlıların hatta cansız maddelerin bir
anlamı olmalı değil mi? Yok eğer “anlamı yok, bunlar boş şeyler” diyorsan sözümüz yok. Düşün ki; dünya bütün haşmeti ve ihtişamı ile öylece onu anlamanı bekliyor senden. Yaratan seni anlamaya, düşünmeye
davet ediyor. Sen anlamak istemiyorsan sorun yok. Sorun, sen daha bazı ufak tefek sayılacak sorunlar karşısında, çevrende seni anlamayanlara sitem ediyorsun. Peki bu arşı alayı yaratan nasıl sitem etmesin? Sen,
etrafındaki insanlardan seni anlamalarını, seni sevmelerini, sana yardım etmelerini istiyorsun. Peki sen ne kadar onları anlıyorsun? Ya da her şey birbiriyle bağlantılı değil mi? Mesela, sen bir şey yaparken
karşılığını istiyorsun. Çalışıyorsun, emek sarf ediyorsun ve karşılığını istiyorsun. Bu senin hakkın, çünkü çalıştın ve ürettin, karşılığını da talep etmen doğal. Peki bunca ihtişamı ve güzelliği yaratan, senden
talep ederse hakkı değil mi? Kaldı ki, senden talep ediyorsa kendisi için değildir. Onun senin vereceklerine ihtiyacı yok. Onun istemi ve talebi, anlayış ve iyiliktir. Kime iyilik? En başta kendine karşı iyilik.
Hayvani güdülerden arınma, hırslardan soyutlanma, kinden-kibirden kaçma. Budur bütün istedikleri. Sen ne yapıyorsun? Bir ev inşaa etmek için çabalıyorsun. Zamanını, emeğini, maddeni harcıyorsun. Sonra birileri gelip
orayı kirletiyor. Buna gönlün razı mı? Aynı durum işte. Nasıl ki, başkasının senin evini kirletmeye hakkı yoksa, senin de başkasının evini kirletmeye hakkın yok. Senin canın ve ruhun başkasına ait. O dilediği vakit
onu senden alır. Senden istediği, canı ve ruhu kirletmemen. Sen ne yapıyorsun? Her türlü kirlilikle kirletiyorsun başkasına ait olan canı ve ruhu. Bilmelisin ki; kaçış yok seni bekleyen sondan. Canı ve ruhu
kirletmiş olarak götürürsen sahibine, ceremesine de katlanırsın. Senin hiç bir hâlde hakkın yok kirletmeye. Komşundan aldığın tabağı, kirlenmiş ya da kırmış olarak götürürsen sonucu ne olur? Bir tabak kırmanın
sonucu buysa, canı, ruhu yok etmenin sonucu nasıl olmalı? Senden istenilen o canı ve ruhu en iyi şekilde sahibine geri vermektir. Sen bu doğruyu yerine getirirsen, her şeyin sahibi de senden hoşnut kalacaktır. Ve
sen sonsuza dek...
|